DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli °C

NİŞASTA BAZLI ŞEKER

15.03.2018
626
A+
A-

Yaşadıkça neler göreceğiz, ilerleme nedir, bütün bunları insan sağlığıyla karşılaştıralım. Benim çocukluğumda bir oturuşta bir kilo baklavayı yerdim. Afiyet olsun. Buyurun şimdi yiyin bakalım da sizi göreyim. Ben balın değeri neyse ondan satıldığı günleri çok iyi bilirim. Baldan da iyi anlarım. Gelin günümüze şöyle bir yolculuk yapalım. Bir yerde baklavanın kilosu 80 lira, diğerinde 16 lira, buyurun buradan yakın. Şimdi acaba o 16 liraya baklava satılan yerleri kim kontrol eder? Bir dilim baklavayı alıp, analiz eden var mı? Bal satıyorlar 19 lira 95 kuruş. E öbür taraftaki aynısına 110 lira fiyat koymuş. Hadi gelinde bunu açıklayın bakalım. Televizyonlarda gazetelerde bilim insanları feryat ediyor. Nişasta bazlı şeker insanı mahveder diye. Duyan var mı? Eğer duydularsa, ne yapıyorlar bunu da bilelim. Bir arkadaşım dedi ki Çin’den sarımsak getiriliyormuş, onlar zehirmiş çünkü laboratuvarlarda üretiliyormuş. Ya hu kardeşim böyle şey olur mu! Eskiden hangi fırından ekmek alırsanız alın, tel dolapta bir hafta bekler, hiçte yamulmazdı. Şimdi sabahtan sıcacık ekmeği alın, akşam şekilden çıkmış, yamuk yumuk olmuş. Acaba un nasıl bir un? İçindeki katkı maddeleri neleri içeriyor? Yine bilim insanları kuzu eti yiyin diyor, iyi güzel de o eti kimler hangi parayla alıp sofralarına getirecekler, onu söylemiyor. Televizyonda ne kadar yemek programı varsa hepsinin menüsünde ya biftek var, ya bonfile, ya da pirzola. Öyle ya, bizler sabah akşam bu saydıklarım yiyecekleri tüketiyoruz ya, akılları sıra onlar da bize o yemekleri nasıl yapabilirizi öğretiyorlar. Nişasta bazlı şekerden çıktık, buralara kadar geldik.

HOCANIN SİTEMİ

Caminin hocası cemaati bir kaç kez ikaz etmiş. Namaz sırasında çalan cep telefonları epey canını sıkmış. Bir kaç kez sert ikazından sonra öyle bir laf söylemiş k, namaz esnasında telefonların çalması susmuş. Hoca namaz sonrası cemaate şöyle demiş; “Ben sizi cep telefonlarınız çalmasın diye ikaz ettim mi? Ettim. Çaldı mı, çaldı. Sonra bir kez daha ikaz ettim mi, ettim. Telefonlar çaldı mı, çaldı. Üçüncüsünde size ne dedim? O telefonlar bir daha çalarsa bir tarafınıza sokarım dedim mi, dedim. Çaldı mı, Çalmadı. Demek ki kıçınızın korkusu, Allah korkusundan daha fazlaymış.” Haydi Cumanız mübarek olsun.

TEBESSÜM
Küçük kız, hüzünlü bir yabancıya gülümsedi. Bu gülümseme adamın kendisini daha iyi hissetmesine sebep oldu. Bu hava içinde yakın geçmişte kendisine yardım eden bir dosta teşekkür etmediğini hatırladı. Hemen bir not yazdı, yolladı.
Arkadaşı bu teşekkürden o kadar keyiflendi ki, her öğlen yemek yediği lokantada garsona yüklü bir bahşiş bıraktı. Garson, ilk defa böyle bir bahşiş alıyordu. Akşam eve giderken, kazandığı paranın bir parçasını her zaman köşe başında oturan fakir adamın şapkasına bıraktı.
Adam öyle ama öyle minnettar oldu ki… İki gündür boğazından aşağı lokma geçmemişti. Karnını iki günden beri ilk defa doyurduktan sonra, bir apartman bodrumundaki odasının yolunu ıslık çalarak tuttu. Öyle neşeliydi ki, bir saçak altında titreyen köpek yavrusunu görünce, kucağına alıverdi.
Küçük köpek gecenin soğuğundan kurtulduğu için mutluydu. Sıcak odada sabaha kadar koşuşturdu. Gece yarısından sonra apartmanı dumanlar sardı. Bir yangın başlıyordu. Dumanı koklayan köpek öyle havlamaya başladı ki, önce fakir adam uyandı, sonra bütün apartman kalktı.
Anneler, babalar dumandan boğulmak üzere olan yavrularını kucaklayıp, ölümden kurtardılar.

 

FARE’NİN DERS VEREN ÖYKÜSÜ
Evin minik faresi, duvardaki çatlaktan bakarken çiftçi ve eşinin mutfakta bir paketi açtıklarını gördü.
Kendi kendine:
İçinde hangi yiyecek var acaba ?” diye  düşündü.Bir süre sonra gördüğü paketin bir fare kapanı olduğunu anladığında yıkılmıştı.
“Evde bir fare kapanı var!, evde bir fare kapanı var!” diye bağırarak telaşla bahçeye fırladı.
Minik fareyi telaş içinde gören tavuk, umursamaz ve bilgiç bir tavırla başını kaldırdı ve gıdakladı:”Zavallı farecik…Bu senin sorunun benim değil.Bana bir zararı olamaz küçücük kapanın” dedi.
Tavuktan destek bulamayan farecik bu sefer telaşla domuzun yanına koştu ve,”Evde bir fare kapanı var!, evde bir fare kapanı var!” diye adeta çırpındı. Domuz anlayışla karşıladı ama,”Çok üzgünüm fare kardeş ama dua etmekten başka yapacağım bir şey yok. Dualarımda olacağından emin ol”dedi.
Minik fare çaresizlik içinde ineğe döndü ve , “Evde bir fare kapanı var, evde bir fare kapanı var!” dedi.İnek ;Bak fare kardeş, senin için üzgünüm ama beni  ilgilendirmiyor.” dedi.
Sonunda farecik, başı önde umutsuz şekilde eve döndü. Çiftçinin fare tuzağı ile bir gün tek başına karşılaşmak zorunda olduğunu anladı.
O gece evin içinde sanki ölüm sessizliği vardı. Minik farecik aç ve susuzdu. Tam yorgunluktan gözleri kapanacaktı ki birden  bir ses duyuldu.Gecenin sessizliğini bölen gürültü, fare kapanınından geliyordu. Çiftçinin karısı, ne yakalandığını görmek için yatağından fırladı ve mutfağa koştu. Karanlıkta kapana, zehirli bir yılanın kuyruğunun  kısıldığını fark edememişti.
Kuyruğu kapana kısılan yılanın canı yanıyordu ve aniden çiftçinin karısını ısırdı.Çiftçi, karısını apar topar doktora götürdü. Doktor,zehiri temizledi sardı. Çiftçi karısını eve getirdi, yatırdı. Karısının ateşi yükseldi ve bir türlü düşmüyordu. Kadıncağız ateş ve ter içinde kıvranıp duruyordu.
Böyle durumlarda taze tavuk suyunun gerekli olduğunu herkes bilir, çiftçi de bıçağını alıp bahçeye koştu.Karısı taze tavuk suyu çorbasını içti, biraz kendine geldi. Karısının hastalığını duyan komşular ziyarete geldiler. Onlara ikram etmek için çiftçi domuzunu kesti.Çiftçinin karısı gittikçe kötüye gidiyordu. Yılan, belli ki çok zehirliydi.Birkaç gün sonra çiftçinin karısı iyileşemedi ve öldü. Cenazesine çok sayıda kişi gelince hepsine yeterli et sağlamak için çiftçi ineği mezbahaya yolladı.
Fare tüm bu olanları büyük üzüntü ile duvardaki deliğinden izledi.
Birisi, sizi ilgilendirmediğini düşündüğünüz bir tehlike ile karşı karşıya ise tehlike bir gün hepimiz içindir unutmayalı.

 

 

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.