Türkiye'nin en büyük yerel ilçe gazetesi-
$ DOLAR → Alış: 5,61 / Satış: 5,63
€ EURO → Alış: 6,43 / Satış: 6,45
bursa escort escort beylikdüzü teknim alarm sistemi bursa escort bayan escort istanbul escort istanbul kayseri escort mersin escort bursa escort kocaeli escort atasehir escort bayan istanbul escort bahis siteleri escort kayseri kayseri escort bursa escort

İLK AŞK & İLK MECLİS & İLK MECLİS GÜNLERİ

Aysu Azak
Aysu Azak
  • 18.04.2018
  • 509 kez okundu

Yine yaklaşıyor, 1920 yılının Türk milletine iz bıraktığı nisan ayının 23. günü.

98 yıl önce açılan TBMM, Türk tarihinin geleceğini şekillendirdi. Bu mecliste alınan kararlarla, tüm dünya ülkelerini kendine hayran bıraktı.

Öylesine bir gelecek sunuldu ki tüm yoksulluklara, acılara, imkânsızlıklara ve kapımıza dayanmış düşmanlara rağmen birlik beraberliğin en güzel örneği verildi. Geçmiş tarihiyle övünen bir millet yaratıldı.

Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk ve imanıyla, inançlarıyla birlikte canını ortaya koyan büyüklerimiz, küçüklerimiz, kadın erkek tüm silah arkadaşlarının ruhu şad olsun. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nız kutlu olsun.

Her şeyin bir ilki vardır. İlkler her zaman iz bırakır ve güzel anılar hatırlandığında tebessüm ettirir. Hele hele ilk aşklar, ilk duygular ve hissettirdiği heyecanlar, bir başka güzel ve bir başka yaşanır.

Hayatınızdaki ‘ilk’ ler her daim güzel olsun. Sevgiyle kalın…

İLK AŞKI

Milletvekili Salih Bozok (1881–1941) anlatıyor:

(Mustafa Kemal’in Selanik’ten arkadaşlığı olan Salih Bey, uzun süre Mustafa Kemal’in Başyaveri olur, )

Mustafa, 10–12 yaşında iken 8 yaşında bir komşu kızına âşık olmuştu. Akşamları okuldan çıkar çıkmaz evine koşar, derhal elbiselerini ütületir, oyun seyretmek bahanesiyle zıp zıp oynayan çocukların yanına giderdi. Fakat asıl maksadı, komşu kızını pencereden görmek. İşte Mustafa’ya iyi giyinmek merakı biraz da buradan gelmiştir.

Bütün hayatında yaptıklarını bir ‘İnsan’ olarak yapmakla övünen, ‘mucize’ kelimesinden nefret eden Atatürk, ilk gençlik günlerinden itibaren, bir insanın hayatta nelerden istifade edebileceğini bilmiş ve bunların hepsini de kişiliğinde denemişti.

Çalışmak, ağırbaşlı ve her şeyde başarılı olmak kesin kararı yanında ‘sevmek’ hakkını da kendinde buluyordu ve sevmişti de.”

Mustafa Kemal, Manastır İdadisi’ndeki ( Manastır Lisesi) öğrenim devresinde Selanik’te, annesinin yanına geliyordu. Askeri elbise güzelliğini fevkalade arttırıyordu. Selanik’in kızları pervane gibi etrafında dönüyorlardı. Fakat Mustafa Kemal’in gözü hiçbirini görmüyordu. O, mahallesindeki bir Rum kızına gönlünü kaptırmıştı. Okulun açılma zamanı yaklaştıkça Mustafa Kemal’in de üzüntüsü çoğalıyordu. Sonunda kurtuluş çaresini kızı da Manastır’a kaçırmakta bulur. Bu karar duyulunca annesi Zübeyde Hanım bir hayli telaşlanır ve durumu kardeşi Subaşı Hüseyin Ağa’ya açar. Mustafa Kemal, kızla anlaşmıştır. Hatta Manastır’da bir oda bile tutulmuştur.

Manastır’da hareket günü gelir. Mustafa Kemal istasyonda kızı beklemektedir. Trenin hareket saati yaklaşınca Mustafa Kemal’in telaş ve heyecanı da artmaktadır. Gözleriyle kalabalık arasında ara vermeden nişanlısını aramaktadır.

Kampana çalmış, trenin tekerlekleri dönmüştür. Lokomotif ağır ağır istasyondan uzaklaşırken Mustafa Kemal, dayısı Subaşı Hüseyin Ağa’nın gözlerinde şeytanca bir parıltı görür ve her şeyi anlar. Ünlü dayısı aynı gün kızı bulmuş, Manastır’a gitmesine şiddetle engel olmuştur.

Bunları sofra başında anlatan Atatürk: “Dayım haklıydı” diye ilave etmiştir.

İLK MECLİS

İlk Meclis’te memur olarak çalışan Ord. Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu  o günlerdeki gözlemini gelecek kuşaklar için aktarır:

“Milletvekilleri kılık kıyafetleri değişik, renk, renk, öğrenimlerine ve yetişme ortamlarına göre düşünce yöntemleri değişik, ama gönülleri ve amaçları birdi. Gerçi Meclis binası ve eşyası gösterişsiz, ama dava büyüktü.

Cephelerdeki düşman kadar yokluğun da yenilmesi gerekliydi. Meclis, türlü yokluklara göğüs gererek çalışmak zorundaydı.

Milletvekillerine hâkim olan gerçek yurtseverlik duygusu, yokluğa göğüs germeyi kolaylaştırıyor, cephedeki askerin siperlerde uyuduğunu bilen milletvekilleri tahta sıralar üzerinde uyumayı bile lüks buluyorlardı.

Cephedeki asker tütününü iyi kâğıtlara sararak sigara içebilsin diye, Meclis tutanakları dilekçe kâğıtlarına, mektup kâğıtlarına, kese kâğıtlarına basılıyordu. Ayrıca, Milletvekilleri 2 Ağustos 1920 günü yolluklarından yüzde 40 indirim yaptılar. Bu Yasadan 40 gün sonra da Meclis Genel Kurulu, milletvekillerinin alacakları yollukların yüzde 30’unu bağış olarak Hazine’ye bırakmalarını kararlaştırdı.

Milletvekilleri para bulurlarsa aldıkları aylık 100 liraydı. Bunu 20 Lirası orduya sigara parası olarak kesilirdi. Türk Ordusu, gereksinimlerini para ve mal bağışı olarak halktan topladıklarıyla gideriyordu. Gelirlerde bir süreklilik yoktu. Halkın neyi vardı verecek?

Çıkarılan Tekâlif-i Milliye adlı kanunla, Anadolu halkı evindeki bir çift çorabı, iç çamaşırı askerine giydiriyordu. Kağnısıyla askerin topunu, tüfeğini, mermisini taşıyordu.

Yunan saldırısının şiddetlendiği, Bursa’yı işgal ettiği, 1920 yılının Temmuz ayı başında Mustafa Kemal Paşa, Meclis kürsüsünden yaptığı konuşmada askerin görünümü hakkında da bilgi verir: ‘Askerlerimizin üst başının yırtık olması bizim için ayıp değildir. Fransızlar, üniformasız askerlerin çete olduklarını söyledikleri zaman, hayır onlar çete değil, memleketlerini savunan askerlerdir.’ dedim. Üniformaları yok dediler, üzerlerine giydikleri bizim üniformamızdır dedim.’”

BÜYÜK MİLLET MECLİSİNİN İLK GÜNLERİ

Meclisin 40 yıllık kâtibi Zeki Öğretmenoğlu’ndan Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı günlerden bir anısı: “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışından bir müddet sonra, Ankara civarında isyanlar çıkmıştı. Bunlardan en yakını Bolu ve Beypazarı’ydı.

Bir akşamüzeri, Meclis bahçesinden Akköprü’ye doğru bakanlar, büyük bir toz bulutunun göğe yükseldiğini görünce telaşlanmışlardı. O zaman Ankara’da Gazi’ye ait bir otomobil bulunuyordu. Bu arabaya yaverlerden biri bindirilerek, toz bulutunun bulunduğu yere acele gönderildi. Yaverin dönüşü büyük bir heyecanla beklenildi.

Yaver dönüşünde görülen toz bulutunun, sığır sürülerinin koşarak şehre doğru gelmesinden doğduğunu bildirdi. Bu, o zamanki Ankara’nın ruh halini göstermeye yeter bir olaydır.”

Kaynak: Atatürk’ten Gençliğe Unutulmaz Anılar, Ahmet Gürel, Mayıs 2009

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ