Türkiye'nin en büyük yerel ilçe gazetesi-
$ DOLAR → Alış: 5,61 / Satış: 5,63
€ EURO → Alış: 6,43 / Satış: 6,45
bursa escort escort beylikdüzü teknim alarm sistemi bursa escort bayan escort istanbul escort istanbul kayseri escort mersin escort bursa escort kocaeli escort atasehir escort bayan istanbul escort bahis siteleri escort kayseri kayseri escort bursa escort

NİÇİN ALİ KOÇ?”UN CEVABI

Nurettin Şenemre
Nurettin Şenemre
  • 17.05.2018
  • 259 kez okundu

Ben Ali Koç derken kimse Aziz Yıldırım’a karşı olduğumu anlamasın. Onu tüm Fenerbahçeliler sever. Bundan kimsenin şüphesi yok. Fenerbahçe’yi kurumsallaştıran, halka mal eden, büyük projelerin adamıdır Aziz Yıldırım. Fenerbahçe için hapis yatmıştır, çile çekmiştir, mağdur edilmiştir. Sevgili Başkan Aziz Yıldırım’ın döneminde Fenerbahçe’nin başına gelmeyen kalmadı. Şampiyonlukları çalındı, takım otobüsü kurşunlandı, Türkiye bir faciadan döndü. Evet, işte bütün bunlar nedeniyle hiç bir Fenerbahçeli Aziz Yıldırım’a karşı kötü hisler beslemez. Peki niçin Ali Koç? Bu bir bayrak yarışıdır. Ali Koç çok iyi bir Fenerbahçelidir. Bunu göstermiştir. Hedefleri vardır. Zaten Aziz Yıldırım da kendisinden sonraki Fenerbahçe Başkanını Ali Koç olarak işaret etmiştir. Milyonların gönlünde taht kuran Al Koç Fenerbahçe’mize yeni bir soluk ve heyecan getirecektir. Bunun için tüm hazırlıklarını yapmıştır. Sağlam ve mükemmel projeleri vardır. O halde ben isterim ki, iki güzide insan bir seçimde karşı karşıya gelmesin. Fenerbahçe bunları yaşamasın. Ve ben, diyorum ki sevgili ve Efsane Başkan Aziz Yıldırım bu yarıştan Ali Koç adına çekilecektir. Bu his ve duygular içerisinde olduğunu tahmin ediyorum. İnşallah ta böyle olur, Fenerbahçe yeni ufuklara Ali Koç’un kaptan-ı deryalığında yol alır.

AYHAN ZEYTİNOĞLU’NUN BAŞARISI

Sınıf arkadaşım olması nedeniyle Ayhan Zeytinoğlu’yla ayrı bir hukukum vardır. Kırk yıllık dostumdur, hatta daha fazla. Bu zamana kadar dostluk ve arkadaşlığımızı çok sıkı bir şekilde sürdürdük. KSO’nun Başkanlığını o kadar güzel ve başarıyla icra etti ki, karşısına rakip çıkmadan seçimi bir kez daha kazandı. Çok çalışıyor, didiniyor, üretiyor ve dostlarını da hiç unutmuyor. Sosyal hayatına önem veriyor. Cemiyetlere itibar ediyor. Önceki gün Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin Genel Kurulu’nda bir büyük başarıya daha imza attı. Rıfat Hisarcıklıoğlu’nun Yönetiminden Başkan Vekili olarak alnının akıyla çıktı. İKV Başkanlığı yaptı. DEİK’te görev aldı. Hangi görevi aldıysa başarıyla yerine getirdi. İşin güzel yanı Gölcük’ün bir evladı olması. İlçemize Dumlupınar Kocaeli Sanayi Odası Ortaokulu’nu armağan etti. Yolunda emin adımlarla ilerleyen Ayhan Zeytinoğlu’na bundan sonraki yolculuğunda da sağlık sıhhat afiyet ve başarılar diliyorum.

Çoban ve Elma Ağacı

Yaşlı çoban sürüsünü otlatmak için yaylaya çıktığında tepeye yakın bir elma ağacının altında dinlenir ve eğer mevsimiyse, onunla konuşarak:

“Hadi bakalım evladım, derdi. Bu ihtiyarın elmasını ver artık”.

Ve bir elma düşerdi, en güzelinden, en olgunundan. Yaşlı adam sedef kakmalı çakısını çıkartarak onu dilimlere ayırır ve küçük bir tas yoğurtla birlikte ekmeğine katık ettikten sonra, babasından kalan Kur’an’ını okumaya koyulurdu.

Çoban, bu ağacı yirmi yıl kadar önce diktiğinde sık sık sular, bunun için de büyükçe bir güğüme doldurduğu abdest suyundan geriye kalanı kullanırdı. Elma ağacının kökleri, belki de bu sularla kuvvet bulmuş ve kısa sürede serpilip meyve vermeye başlamıştı. Çoban o zamanlar henüz genç sayıldığından şöyle bir uzandı mı en güzel elmayı şıp diye koparırdı. Fakat aradan geçen bunca yıl içinde beli bükülüp boyu kısalmış, ağacınkiyse bir çınar gibi büyüyüp göklere yükselmişti. Ama boyu ne olursa olsun, ağaç yine de yavrusu değil miydi? Onu bir evlat sevgisiyle okşarken :

“Ver yavrum, derdi, gönder bakalım bu günkü kısmetimi.”

Ve bir elma düşerdi hiç nazlanmadan, yıllar boyu hiçbir gün aksamadan.

Köylüler, uzaktan uzağa gözledikleri bu hadiseyi birbirlerine anlatıp yaşlı çobanın veli bir zât olduğunu söylerlerdi.

Yaşlı adam, ağacın altında dinlenip namazını kıldığı bir gün, yine elmasını istedi. Ancak dallar dolu olmasına rağmen nedense bir şey düşmemişti. Sonra bir daha, bir daha tekrarladı isteğini. Beklediği şey bir türlü gelmiyordu. Gözyaşları, yeni doğmuş kuzuların tüylerini andıran beyaz sakalını ıslatırken, ağacın altından uzaklaşıp koyunların arasına attı kendini. Yavrusu, meyve verdiği günden bu yana ilk defa reddediyordu onu. İhtiyar çobanın beli her zamankinden fazla bükülmüş, güçsüz bacakları da vücudunu taşıyamaz olmuştu. Hayvanlarını usulca toplayıp köye doğru yöneldiğinde, aşağıdaki caminin her zamankinde daha nurlu minarelerinden yankılanan ezan sesiyle irkildi birden. Yeniden doğmuştu sanki çoban. Bir şey hatırlamıştı.

Çocuklar gibi sevinerek ağacın yanına koştu ve ona şefkatle sarılırken :

“Canım” dedi, hıçkırıp ağlayarak.

“Benim güzel evladım, mis kokulum. Şu unutkan ihtiyarı üzmeden önce neden söylemedin, bu günün Ramazan’ın ilk günü olduğunu ?”

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ