DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 17°C
Gök Gürültülü

TÜRK OCAĞI’NDA VERDİĞİM KONFERANS

25.07.2018
523
A+
A-

Bir kaç gün önce beni Kocaeli Türk Ocağı Başkanı Gökhan Özkara aramıştı. 24 Temmuz Basın Bayramı nedeniyle bir konferans düzenlediklerini ifade edip konuşmacı olarak davet etmişti. 24 Temmuz’da oradaydım. Moderatörlüğü Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Çetin Gürol yaptı. Konuşmacı olarak ben, Metin Karan, Cem Şakoğlu, Galip Ataman, Yüksel Ercan vardı. Fuar içindeki Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’ne ait sivil toplum merkezinde 150 kişilik salonun yarısı dolmuştu. Yaptığım konuşmayı haberin içinde zaten verdim. Burada önemli olan değerli bir sivil toplum örgütünün 24 Temmuz Türkiye’de Sansürün Kaldırılışının Yıl Dönümünü ve Basın Bayramının kutlanması için göstermiş olduğu hassasiyet. Mesleğe yıllarını vermesi arkadaşlarımla bir araya gelmek bizi dinleyen insanlara bizleri anlatmak, benim kendi adıma son derece önemliydi. Şimdi bakıyorum da 24 Temmuzlar önemsenmez hale gelmiş. Aslında bu kenti yönetenler daha farklı etkinliklerle gazetecileri bir araya getirseler, onları şöyle bir can kulağıyla dinleseler, ne kadar da güzel olurdu. Bir farklı etkinlikte aynı günün sabahı İzmit’teki 41 Burda Alışveriş Merkezinde yaşandı. Gazetemizden Afşin Şenemre ve Nebiye Azak alışveriş merkezi yönetiminin Gazeteciler Günü nedeniyle düzenlediği kahvaltıya katıldı. Kocaeli Bölgesindeki arkadaşlarımız bu anlamlı etkinlikte bir araya geldi. Bu sabah gazeteye geldiğimde kocaman bir saat gördüm, ahşaptan yapılmış, Gazeteciler Günü nedeniyle Başiskele Belediye Başkanı Hüseyin Ayaz bu armağanı göndermiş. Sonra öğlen baktım, arkadaşlar bir dilim pasta getirdiler, “Hayırdır?” dedim, “Ümit Usta Gazeteciler Günü nedeniyle pasta gönderdi bu dilim de senin hakkına düştü” dediler. Şimdi 24 Temmuzları biz kime nasıl anlatacağız? Bu kadar duyarsızlık, bu kadar kayıtsızlık, bizim toplumumuzu nereye götürüyor? Türk Ocağına candan ve yürekten teşekkür ediyorum. Bana Bozkurt Amblemli bir de plaket verdiler. Güzel bir porselenden yapılmış. Hatıra olarak aldım ve gazeteye getirdim. Türk Ocaklarının Panelinde eski dostlarla buluşup anıları tazelemek, Yüksel Ercan’ın “Şenemre yine formundasın” sözleri de biraz beni moral olarak yükseltti. Sonuçta 24 Temmuz’u işte bu duygu ve etkinliklerle kutladık.

 

HÜRMET EDİNCE FARUK, ALLAH’IN KİTABINA

/ ALLAH DA ALTIN YAZDI FARUK’UN HESABINA”

7 yıl öncesinde kadar babası ve oğlu ile şehirde sakalık yaparak geçinirdi. Bir atı vardı onun sırtına su tulumlarını yükleyip akşama kadar dolanırdı. Oğlu 6 yaşına gelince kendisi gibi olmasın diye kuran öğrenmesi için hocaya gönderdi. Oğlu Lokman kısa zamanda elifbayı söküp kuranı hatmetmiş, adet olduğu üzere hoca Lokman’a, “baban kuran hediyesini göndersin” demişti. Lokman sevinerek geldi “baba kuranı hatmettim, hoca hediyesini istiyor!” dedi. Çelebi Faruk düşündü, taşındı. “Kur’an Allah kelamıdır, ona layık ne hediyemiz olabilir? En kıymetli varlığımız şu sakalık yaptığım attır: bari onu götür!” deyip atını hocaya gönderdi. O gün ve ertesi gün ve yine ertesi gün para kazanamadı. Faruk’un babası bu yaptığına çok öfkelenmişti. ‘Bre oğul deli misin sen! şu zor ve karışık zamanlarda bir atın vardı tuttun hocaya verdin, bu günde kim senin gibi ahmak olabilir? Sen ne hayırsız çıktın böyle” diye çıkıştı. 1 gün, 5 gün, derken tam 6 ay geçti. Faruk canından bezdi. Oturdukları küçük evi satılığa çıkardı. Taptuk Emre Hazretleri evi satın alıp yine oturmaları için kendilerine bağışladı. Amma yine kazanç yok yine dert çok. Başı aşağıda boynu bağrında geziyor, kimseden bir şey isteyemiyordu. Derken üzüntüyle uyuduğu bir gece bir rüya gördü. İhtiyarın biri ona ‘Kalk! başının altını kaz!’ diyordu. Önce ilgilenmedi. Fakat aynı rüyayı üç gece üst üste görünce eline bir kazma aldı. Bu sefer babası “şimdi de evini mi yıkacaksın ?!. diye başladı söylenmeye. O inat etti, sonunda kazmanın ucu bir mermere çarptı. O vakit ihtiyar babası “dur oğul, sen çok yorulmuşsundur, biraz ben kazayım! diye aldı kazmayı eline. Derken mermer kırıldı, altında bir kuyu çıktı. Merdiven sarkıtıp kuyuya indiler. Orada hiç yıpranmamış bir çuvalın içinde bu altınları buldular. Altınların üzerinde fert bilmez, kişi okumaz yazılar vardı. şaşırmışlardı. Ama Faruk’un babası boynuna sarılıp “A benim devletli evladım! ne kadar uğurlu ve akıllı çıktın sen, deyip ilave etti. Artık zengin olduk, ne at alır, sakalık yaparsın dedi. Faruk babasına altınları Taptuk Emre Hazretlerine götürüp teslim edelim, bu altınlar onun mülkünde bulundu madem, altınlar da onundur! dedi. Babasını dinlemeyip altınları dergaha götürdü, Taptuk Emre hazretlerine rüyasını anlattı. O altınları muhafaza için arka odaya koymalarını ve iki eli ile bir kere avuçlayıp ne miktar gelirse babasına götürmesini söyledi. Faruk Onun dediğini yaptı. Babası altınları alınca onları terk etti, Faruk’ta oğlu Lokman ile birlikte Taptuk eşiğine kapılandı. 4 yıl sonra Taptuk Emre altınları Çelebi Faruk ve Bizim Yunus ile ile birlikte Anadolu Selçuklu Sultanı Mesut Han’a gönderdi.  Sultan mesut “Peki şimdi neden bu altınlar bize gelmiştir?! diye sordu.  Çelebi Faruk: Ömrünüz uzun, devletiniz daim olsun sultanım! Taptuk Emre Hazretleri selam edip bu altınlar bizim evimizde bulunmuş olsa da evimiz sultanımızın ülkesindedir. bize gerekmez, sahibine iletiniz, buyurdular, bu yüzden çok şükür ziyan eriştirmeden size getirdik” dedi. Sultan Mesut altınlardan birini eline aldı. üzerindeki yazılara baktı ancak okuyamadı. Hizmetkarlarından birine emir verdi, az sonra içeriye bir katip girdi. altını ona gösterip sordu :”oku bakalım, hangi kral zamanından kalmıştır ?! katip parayı evirip çevirdi, gözleri fal taşı gibi açıldı. sonunda hayretler içinde cevap verdi: “sultanım efendim, kelimeler Türkçe, harfleri Aramice yazılmış bir beyit bu.”  “ne diyor peki ?” “aynen okuyorum sultanım diyor ki : “HÜRMET EDİNCE FARUK, ALLAHIN (CC) KİTABINA / ALLAH DA ALTIN YAZDI FARUK”UN HESABINA” Sultan Mesut altınların Faruk ve oğluna ait olduğunu alamayacağını söylese de, Çelebi Faruk ta geri almadı. Altınlar ertesi gün Bizim Yunus’un refakatinde Konya’nın fukarasına dağıtıldı.

ALINTI

 

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.