DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 17°C
Çok Bulutlu

17 AĞUSTOS VE BÜYÜK YIKIM

15.08.2018
622
A+
A-

 

İnsan oğlu yaşadığı müddetçe neler görüyor. Açı ve kederler sevinç ve mutluluklar hep bizim için. Yaşadığımız dönemde neler görmedik ki? Allah beterinden korusun. 17 Ağustos’ta bu ülke asrın en büyük felaketiyle karşılaştığında depremin merkez üssü Gölcük’tü. O gece Donanma Komutanlığında devir teslim töreni vardı.

 

Oramiral İlhami Erdil Deniz Kuvvetlerine uğurlanırken yeni Kaptan-ı Derya olarak Oramiral Bülent Alpkaya göreve başlıyordu. Ve o gece Gölcük 45 senede yapılanların, 45 saniyede yıkıldığı bir felaketle karşılaşmıştı ki, adına büyük deprem dedik.

 

Rahmetli Vecdi Ağabeyim, rahmetli Necla teyzem, Dayımın oğlu rahmetli Cüneyt, eşi rahmetli Onur, annemin dayısını rahmetli Aziz Uzuner tüm ailesiyle şehit olmuştu. Binlerce kaybımız binlerce yaralımız vardı. Biz mahşeri işte o gün sanki yaşamış gibiydik. Gidenler geri gelmeyeceğine göre, Gölcük’te eski haline dönmeyecek demektir.

 

 Bugün ise bakıyorum sanki o felaketi bizler yaşamamışız gibi hoyratlık devam ediyor. İnsanlar birbirlerine daha çok yakınlaşacağına bir aile gibi olacağına inadına yabancılaşıyor. Bencillik almış yürümüş. Kimin menfaati neyi gerektiriyorsa, ardındaki değerlere hiç bakmadan yıkıp geçiyor. Depremle birlikte sanki insanı duygularımız da yıkıldı.

 

O gündün bu gündür Gölcüklünün huzur içinde yaşadığını kimse bana anlatmasın. Sadece maval okumuş olur. Aslında böylesine felaketler insanları “Ey Türk titre ve kendine dön” misali kendine getirirde biz bunu başaramadık. Dün mezarlıklar yine doluydu. Göz yaşları yine akıp sel oldu. Canı yananlar şehitlerinin başında bol bol dua etti.

 

 Depremi hiç yaşamamış olanlar, depremle alakası olmayanlar sanki hiç bir şey olmamış gibi hayatlarına vur patlasın çal oynasın misali devam ediyor.

 

 Unutmadık, unutmayacağız gibi laflar hep sözde kalıp lafla peynir gemisi yürütmeye dönünce sonuç olarak ortaya ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar, özlü sözü ortaya çıkıyor.

 

Ne diyelim o gün hayatını kaybeden şehit olan tüm hemşerilerimize Allahtan rahmet dileyelim. Ve bir temennimizde Allah bir daha böyle büyük acılarla bizi karşılaştırmamış olsun.

 

 

Kayserili ve Yahudi

 

Bir tarihte Kayseri’ye Moiz adında bir Yahudi gelmiş.Ticaret yapmak için Kapalıçarşı’da bir dükkân tutmuş. Mekân komşularına sormuş; ‘Bu çarşıda en çok kimden çekinmeliyim?’ Birkaç dükkân ötesini gösterip, ‘Bak, orada bir Ahmet Ağa var, onun yanına desturla yanaş’ demişler.  Moiz gitmiş Ahmet Ağa’nın yanına. Dükkân bomboş:

 

– Ne iş yaparsın Ahmet Ağa?

 

– Her şeyi alıp satarım.

 

– O da ne demek?

 

– Mesela, kabul edersen senin dişlerini satın alırım.

 

– Olur mu öyle şey?

 

– Neden olmasın? Dişlerine 10 altın veririm. Ömrünün sonuna kadar ağzında kalsın, öldükten sonra benim olsun.  Moiz içinden ‘Bu saf adama mı kurnaz diyorlar’ diye gülmüş ve ‘Kabul, ver 10 altını’ demiş. Aradan birkaç gün geçmiş. Ahmet Ağa yanında iki-üç kişiyle Moiz’in dükkânına gelmiş: ‘Dişlerine müşteri çıktı. Malı görmek istiyorlar! Aç ağzını!’ Moiz, ‘Hani dişlerim ölünceye kadar benimdi’ diye kızmış. Ahmet Ağa, ‘Canım ölümünden sonra teslim etmek üzere satacağım’ demiş.

 

Müşteriler Moiz’in dişlerine 12 altın vermişler, Ahmet Ağa az bulup reddetmiş. Ertesi gün Ahmet Ağa bir başka müşteri grubuyla yine Moiz’in dükkânına damlamış. Yine dişleri muayene, yine pazarlık, müşteriler 15 altına çıkmış, Ahmet Ağa yine reddetmiş. Üçüncü gün başka müşteri, dördüncü, beşinci gün… Sonunda Moiz patlamış: ‘Beni hayvan pazarında dişleri kontrol edilen eşek durumuna düşürdün. Al şu 10 altınını!’ Ahmet Ağa gülmüş: ‘Olur mu? Bu dişler 20 altını gördü. 30’dan aşağısına geri vermem.’ Moiz çaresiz; her gün ağzını kontrol ettirmektense 30 altın vermeyi tercih etmiş. Ahmet Ağa gülmüş: ‘Gördün mü? Ben sana her şeyi alıp satarım dediğimde inanmamıştın!

 

 

 

Kazan Doğurdu

 

Nasrettin Hoca yemek pişirmek için komşusundan bir gün kazan ister. Aradan 3-5 gün geçtikten sonra kazanı komşusuna geri götürür. Komşusu bakar ki kazanın içerisinde küçük bir kazan daha var. – Hocam bu küçük kazanda nedir? diye sorar. Nasrettin Hoca: – Komşu senin kazan doğurdu der. Adam bu işe pek akıl erdiremese bile işine geldiği için ses çıkartmaz. Aradan bir müddet geçer. Hoca komşusundan kazanı tekrar ister. Bu sefer aradan uzun zaman geçmesine rağmen kazan geri gelmeyince komşusu bir bahaneyle hocaya gidip: – Hocam geçenlerde sana bir kazan vermiştim, onu almaya geldim der.

 

 Hoca üzgün bir şekilde anlatmaya başlar: – Sorma komşu, bende bir türlü gelip sana anlatamadım ama senin kazan maalesef öldü der. Sinirlenen adam hemen atılır : – Aman hocam, kazan ölür mü hiç? – Eee kazanın doğurduğuna inanıyorsun da öldüğüne neden inanmıyorsun?

 

 

 

Nasrettin hoca ve kıyamet fıkrası

 

Nasrettin hoca’ nın arkadaşları hocaya bir şaka yapmaya karar vermişler. Hoca’ nın yanına gidip, hocam “duyduk ki yarın kıyamet kopacakmış. gel senin şu kuzuyu keselim. Bir güzeli yiyelim” demişler. Hoca söylenene inanmamış ama yinede tamam demiş. “Yarın göl kenarında buluşalım.

 

Orada keser yeriz.” Ertesi gün olmuş. Hoca ve arkadaşları göl kenarında buluşmuşlar. Hoca demiş ki ” Ben ateşi yakıp, eti pişirinceye kadar siz biraz gölde yüzün.” Bu teklif arkadaşlarının hoşuna gitmiş. Kıyafetlerini çıkarıp göle girmişler. Biraz zaman geçince gölden çıkmak istediklerinde bir de bakmışlar ki hoca bütün kıyafetlerini yakmış, çıplak kalmışlar. – Aman hoca ne yaptın sen, biz şimdi nasıl köye döneceğiz. Bunu duyan hoca gülerek cevap vermiş: – Bu kadar üzülmeyin canım, nasılsa yarın kıyamet kopmayacak mı?

 

 

 

 

 

 

 

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.