DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 17°C
Gök Gürültülü

Gölcüklüler deprem anılarını anlattı 17 AĞUSTOS’U UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ

Gölcüklüler deprem anılarını anlattı  17 AĞUSTOS’U UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ

Gölcüklüler deprem anılarını anlattı

17 AĞUSTOS’U UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ

17 Ağustos 1999, gece 03.02’de yaşanan ve tarihe asrın felaketi olarak geçen Marmara Depremi’nin 19. Yıldönümü münasebetiyle Gölcüklülere deprem anılarını sorduk. Gölcüklüler yaptıkları açıklamada, ’19 yıldır acımız aynı. Bu büyük felaket kesinlikle unutulmamalı, ders çıkartılmalı’ dediler.

Durukan, “Bu deprem gece değil de gündüz olsaydı ben, eşim ve oğlum o anda işyerinde olacağımız için kurtulamazdık”

Mustafa Durukan, “ 17 Ağustos 1999 depreminde yıkılan iş yerimi 5 yıldır işletiyordum ve çok güzel bir müşteri potansiyelim vardı. Çay ocağım ile büfe ve gazete bayii işletiyordum. Çay ocağının bulunduğu Belediye binası ağır hasarlı olduğu için yıkılmaya karar verildi. Büfemin olduğu bina ise deprem anında yıkıldığı ve bina yıkıldığı için büfeden bir çöp dahi kurtaramadım. O dönemler işlerim çok yoğun olduğu için ve deprem olacağını bilemediğim için o gün büfeye yüklü mal almıştım ve bütün sermayem depremde yok oldu. Tabi işyerlerim yıkıldığı için üzgünüm ama bu deprem gece değil de gündüz olsaydı ben, eşim ve oğlum o anda işyerinde olacağımız için kurtulamazdık. Böyle bir felaketi bir daha ne ülkemize ne de dünya da başka bire yere göstermesin. Biz depremden sonra çok büyük sıkıntılar yaşadık. İş yerlerimiz yıkıldığı için maddi açıdan yaşadığımız zorlukların yanı sıra evimize giremediğimiz için aylarca çadırda kaldık. Özellikle kış aylarında çadırda kalmak zor oldu ama evlere giremiyorduk. Bir süre memlekete taşındık ama enkazlar kalkıp Gölcük biraz daha toparlandıktan sonra tekrar Gölcük’e geri taşındık. Biz çok zor dönemler geçirdik. Allah bir daha böyle bir felaketi yaşatmasın” dedi.

Aktaş, “Ben mezarcıyım ve yeğenimin mezarını kendi ellerimle kazdım ve kendi ellerimle yıkayarak defnettim”

Sezai Aktaş, “ 17 Ağustos depreminde kendi evimiz yıkılmadı ama ağabeyimin oğlu 17 yaşında o anda enkazı kolonları kaldıracak kepçe bulamadığımız için kurtaramadık. 2 gün boyunca “ Beni kurtarın diye” enkazın altından bağırdı ama üstünde kirişler olduğu için kendisini gördüğümüz halde kendi gücümüz ile çıkaramadık. Enkazın önünden sürekli kepçeler geçiyordu ama bir tanesini bile durduramadık. Durdurduklarımız da bize “ Donanma’ya gitmemiz gerekiyor” bize yardım etmediler. 2 günün sonunda yeğenimi enkazdan çıkardığımızda ne yazık ki artık yaşamıyordu. Biz çok uğraştık onu sağ salim enkazdan çıkarmak için ama olmadı. Ben mezarcıyım ve yeğenimin mezarını kendi ellerimle kazdım ve kendi ellerimle yıkayarak defnettim. Yeğenim şu anda yaşasaydı 37 yaşında olacaktı. Ömrü bu kadarmış. Allah bütün deprem şehitlerimizin mekanını cennet eylesin” dedi.

Yolcu, “Bugün baktığımız zaman depremin üstünden 19 yıl geçti ama bizde yarası hala tazedir”

Hüseyin Yolcu, “ 17 Ağustos depreminin üstünden 19 yıl geçse de o günler aklıma geldikçe tüylerim diken diken oluyor. Çok şükür oturduğumuz bina yıkılmadı ve akrabalarımızdan can kaybı vermedim ama yıllarca aynı mahallede yaşadığım komşularımı kaybettim. Çok yakın bir arkadaşımı düğününe çok az bir zaman kala depremde kaybetmemiz bizi çok derinden üzdü. O zamanlar artçı depremler nedeniyle bir süre evimizde kalamadık. Çadırlarda ve kendi imkanlarımız ile yaptığımız barakalarda kaldık. 4-5 ay eve giremedik ama artçı depremler azalınca ve kış kendini iyice hissettirince evimizde kalmak zorunda kaldık. Depremde birçok tanıdığım enkazlardan sağ kurtuldu ama kol ya da bacak gibi uzuvlarını ya da duyu organlarını kaybettiler ama yaşama sıkı sıkı tutundular. Bugün baktığımız zaman depremin üstünden 19 yıl geçti ama bizde yarası hala tazedir” dedi.

Türk, “Korkudan ne yapacağımızı bilemezken hemen arkamızdaki bina artçı depremin şiddeti ile yıkıldı ve depremi asıl o zaman yaşadım”

Şükrü Türk, “ 17 Ağustos depreminde 6 katlı bir binada oturuyorduk ve çok şükür binamız yıkılmadı ama hemen önümüzdeki apartman deprem anında yıkıldığı için dışarı çıktığımız zaman yüzümüze toz bulutu vurdu. İlk zamanlar nefes almakta zorlandık. Bütün mahalleyi toz bulutu kaplamıştı. Depremin şoku ile ne yapacağımızı şaşırmıştık. Ortalık zifiri karanlıktı ve göz gözü görmüyordu. Korkudan ne yapacağımızı bilemezken hemen arkamızdaki bina artçı depremin şiddeti ile yıkıldı ve depremi asıl o zaman yaşadım. Depremde Donanma Mahallesi’nde  oturuyorduk ve bizim oraya yardım çok geç geldi. Öyle ki evimizin hemen önünde yıkılan binada komşumun kolu enkazdan dışarıya sarkıyordu. Eşimi ve çocuklarımı Ankara’daki arkadaşıma bırakıp geri döndüğümde 3 gün geçmişti ve mahalleye döndüğümde cesedin kolunu bazı hayvanlar tarafından kemirildiğini görmüştüm ve kahrolmuştum. Bir süre Ankara’da arkadaşımda kaldık ve çadır kentler kurulduktan sonra geri döndük ve çadırda yaşamaya başladık. Biz çok zor günler geçirdik.   Allah bir daha o günleri hiç kimseye yaşatmasın” dedi.

Tuncay, “Allah bir daha o günleri yaşatmasın”

Recep Tuncay, “ Depremin olduğu gece zaten aşırı bir sıcak vardı ve uyuyamıyorduk. O gece önce büyük bir gürültünün ardından bir anda sarsılmaya başladık. Evden kaçmaya çalışırken vitrin ve televizyon devrildi ve biz zorla evden kaçtık. Sokağa çıkmak istediğimizde de apartman kapısı sıkıştığı için zorla açtık ve sokağa çıktık. Her yer karanlık ve toz bulutu içindeydi. Gece olduğu için hiçbir şey gözükmüyordu. Sabah olunca depremin şiddetini daha net gördüm ve şok geçirdik. Hemen kardeşimin evine gittim ve onların da hayatta olduğunu görünce sevindin ve tekrar komşularıma ve enkaz altında kalanlara yardım etmeye çalıştım. Belediye çalışanı olduğum için depremin ikinci gününde Gölcük Belediyesi Makine Bakım Dairesinin bulunduğu iş yerime gittiğimde oradaki atölyenin de dağıldığını görünce ikinci bir şok geçirdim. İnsanların oraya geldiğini gördüm ve o anda atölye de ne kadar enkaz çalışmasında kullanılacak ekipman varsa hepsini vatandaşlara dağıttım. Kamyonlarla bu ekipmanları taşıdılar ve akrabalarını kurtarmaya çalıştılar. Depremden bir gün önce bakımına başladığımız itfaiye aracını hemen tamir ettim ve yine aynı şekilde arıza yapan bütün iş makinelerini tamirini yaparak yeniden enkazların başına yaralıları kurtarmaları için gönderdik. Allah bir daha o günleri yaşatmasın. O günlerde çevre il ve ilçelerden çok yardım geldi. Hepsinden Allah razı olsun. 19 yıl geçti ama ne o günleri unuttuk ne de unutacağız” dedi.

Dinçay, “Her enkazın altından “ Kurtarın bizi, sesimi duyan yok mu?” diye çığlıklar yükseliyordu”

Yunus Dinçay, “ Depremin olduğu gece hava çok sıcak olduğu için balkonda yatıyordum. Büyük bir gürültünün ardından bir alev topu gördüm. Kıyamet kopuyor zannettim. Baktım deprem oluyor ve çok şiddetli bir şekilde ev sallanıyor. Evimiz iki katlıydı ve biz ikinci kayya oturuyorduk. Balkondan evin içine girmek istediğimde gardırobun devrildiğini ve babamın gardırop ile divan arasında kaldığını gördüm. Hemen kardeşim ile gardırobu kaldırarak babamı kurtardık ve yatalak olan ağabeyimi sırtımıza alarak evden çıktık. Sokağa çıktımızda birçok binanın yıkıldığını gördük. Ortalık toz bulutuydu ve toz bulutu biraz dağılınca hemen enkazların başına koştuk ve enkaz altında kalanları kurtarmaya çalıştık. Her enkazın altından “ Kurtarın bizi, sesimi duyan yok mu?” diye çığlıklar yükseliyordu. Yaptığımız yardımlar ile enkazlardan birçok yaralı ya da ölü insanları çıkardık. O günlerden unutamadığım tek görüntü Yenimahalle’de bir enkazda anne küçük çocuğuna sarılı bir şekilde enkazdan çıkardık ve o manzarayı ömrümün sonuna kadar unutamayacağım. Depremde birçok tanıdığımı kaybettim. Biz elimizden geldiği kadar yardım etmeye çalıştık ama kaybımız çok büyüktü. Depremden sonra Gölcük yaralarını sardı ama zaman geçtikçe o günler unutuluyor olmalı ki yine yüksek yüksek binalar yapılmaya başladılar. “Deprem öldürmez, binalar öldürür” sözünü unutuyorlar. Para kazanmak hırsından yine yüksek binalar yapmaya başladılar” dedi.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.