DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 28°C
Parçalı Bulutlu

İçinde BENİM Olduğum Bir Bayram Yaz

19.08.2018
880
A+
A-

İçinde BENİM Olduğum Bir Bayram Yaz

Ben 19 Ağustos 1956’da doğdum. Bugün bir bayram yazısı yazıyorum, ama içini kendimi de koydum. Sabaha Eda Karaytuğ’un Tango Dilruva şarkısını dinleyerek başladığımda işte tam bana göre bir melodi dedim. Billur gibi bir ses müthiş bir saz heyeti, şarkı şahane. Bayramları genelde coşkunluk pınarları olarak görürüz. İçinden kardeşliğin ve sevginin aktığı tertemiz pınar suları gibidir bayramlar. Şöyle baktığımda insan hayatının Allah’ın bizlere verdiği en büyük bahşiş olarak düşünürüm. Ömür dolu dolu yaşanması gereken bir süreçtir. Dolayısıyla bu sürecin içerisinde her zaman temiz suları ve helal lokmayı seçmişimdir. Başka türlü hayatı dolu dolu geçirmeniz mümkün değil. Aksi takdirde mücadele edemezsiniz. Ülkünüz uğruna çaba gösteremezsiniz. Bizim ülkümüz bu toprakların devlet, ebet, müddet misali yaşamasındır. Ben türkün kızıl elmasına inanırım. Ülkümüz tuğran, hedefimiz bu yolda yaşamaktır. İşte bayramlar böylesine duyguların ön plana çıktığı kucaklaştığımız, büyüklerin ellerinden öpüp küçükleri sevindirdiğimiz, çok özel manevi değeri çok büyük günlerdir. Türk milleti törelerine bağlı yaşar. Hani derler ya töre konuşunca han susar diye, aksi takdirde birlik ve dirlik bozulur. Kızıl elma ülküsü gerçekleşmez ve biz töremizi her koşulda önümüze koyup peşinden gitmesini bilmiş, çok yüce bir milletiz. Bayramda böyledir. Yarın Allah’ın izniyle kurbanlar kesilecek, dualarla birlikte kolu komşunun soflarına bereket olarak gidecektir. Bunun adına imece derler. Bu zamana kadar bu duygularla var olduk. Bundan böylede aynı duyguları gelecek nesilleri aktarmak ve onlara yaşatmak bizlerin görevidir. Baklavalar hazırlandı, çikolatalar yerlerini aldı. Evlerde tatlı bir telaşın heyecanı daha şimdiden başladı. Neneler ve dedeler torunlarını, anne ve balarda evlatlarını bekliyor. Sabah bayram namazı sonrası camiinin önüne gelen simitlerden alıp, sofraya öyle oturma geleneğimiz sürüyor. Biz gerçekten çok güzel bir milletiz. Bize de ancak bayramı dinimizin emrettiği şekilde kutlamak ve törelerimizi bayram sevinciyle bütünleştirerek yaşamak kalıyor. Nice mutlu, huzurlu bayramlara hep birlikte ulaşalım. Bayramımız kutlu olsun.

 

Hırsız Kasabası

Bir kasabada her gün hava kararınca insanlar maymuncuk ve fenerlerini yanlarına alır, komşularının evlerini soymaya giderlermiş. Tabii gün doğarken geri döndüklerinde de kendi evlerini soyulmuş bulurlarmış. Ama ülkede kimse kaybetmezmiş, çünkü herkes birbirinden çalarmış. Adamın biri ise hırsızlığa çıkmaz, geceleri evinde oturur çalışırmış… Böyle bir durumda tabii onun evi soyulmazmış…

Gel zaman git zaman, ahali adama homurdanmaya başlamış: “Çalmadan yaşamak senin tercihin, ama kötü örnek olmaya hakkın yok” diye kızıyorlarmış. Adam bakmış olmayacak, sonunda kasabayı terk etmiş, bir başka mekana taşınmış. Kasabada ise hırsızlık var gücüyle devam etmiş. Becerikli olanlar hırsızlıkta ustalaşmış, zenginleşmişler. Zenginleşenler kendileri için maaşlı hırsızlar çalıştırmaya başlamışlar. Bir yandan da kendilerini ve mallarını korumak için bekçiler tutmuşlar, hapishaneler kurmuşlar. Kendi mallarının çalınmasını yasa dışı ilan etmişler. Ancak yoksulları soymak hâlâ serbestmiş. Bunun da kanuni yolları bulunmuş, yoksullar soyulmaya alıştırılmış. Sonunda hayat dengesiz bir dengeye gelmiş. Herkes düzene razı olmuş. Ancak herkesi memnun edecek bir yönetici bulmakta zorlanıyorlarmış. Düşünmüş taşınmış, oraları ilk terk eden dürüst adamı başa getirmeye karar vermişler. Bir heyetoluşturmuş, yaşadığı yeri uzun uzun aramışlar. Gün yetmemiş. Gece de mumları yakıp aramaya devam etmişler. Nihayet evin yerini öğrenmişler. Ne var ki, adam gelenlerin kim olduğunu, neden geldiklerini öğrenmiş, onlar kapıyı çalmadan önce evi terk etmiş. Çıkarken de kapıya şu notu bırakmış:

“Bir yerde dürüst adam mumla aranır olmuşsa, her şey için çok geç demektir…”

 

Karınca Ve Buğday Tanesi

Bir gün Süleyman Peygamber bir karıncaya bir yıllık yiyeceğinin miktarını sorar. Karınca da’ “Bir buğday tanesi Yerim” diye cevap verir. Cevabın doğru olup Olmadığını kontrol etmek isteyen Süleyman Peygamber karıncayı bir şişeye koyar, Yanma da bir buğday tanesi koyarak hava alacak şekilde şişeyi kapatır. Ondan sonra da bir yıl bekler. Müddeti dolunca şişeyi açtığında bir de bakar ki karınca buğday tanesinin yarısını yemiş, yarısını da bırakmıştır. Kendi kendine meraklanp Acaba neden yemedi? Bunun üzerine Hz. Süleyman karıncaya buğday tanesini tamamen neden yemediğini sorar. Karınca da, “Daha önce benim yiyeceğimi Yüce Allah Verirdi. Ben de O’na güvenerek bir buğday tanesini tamam olarak yerdim. Çünkü O beni asla unutmaz ve ihmal etmez idi’ Fakat bu işi sen üzerine alınca doğrusu nihayet bu âciz bîr insandır diye sana pek güvenemedim. Belki beni unutup İhmal edebilirsin diye düşündüm. O yüzden de yıla bir yıllık yiyeceğimin yarısını yiyerek, diğer yarısını da ertesi yıla bıraktım

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.