DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 36°C
Sıcak

MİLLET NEDEN “KİBİRLİ” DİYOR?

02.08.2018
536
A+
A-

Kerameti kendinden menkul şeyhler gibi ortada gezenler millette karşılıkları olmadıkları için ne kurtarırsak kardır hesabına girenlerdir. Bak ne diyor; “Ohoooo, onlar yukarıdan aşağıya inmezler abi.” Yukarısı neresi, aşağısı neresi? E bilen biliyordur. Aşağı mahallede dolaşıpta bir yerlere geldikten sonra yukarı çıkıp aşağıyı unutmak, demek ki bir zamanlar efsane gibi olanları da halkın gözünden kibir kuyusuna girdikleri için düşürebiliyormuş. Burası kocaman bir ülke. Bizim yaşadığımız yer, kocaman bir kent. Ne kadar büyük olursak olalım herkes birbirini tanır. Dün neydi, bugün ne oldu bilir. Öyleyse ne oldum delisi olmadan sonuçta ne olacağım diye düşünürsen, kibir kuyusundan çıkar, afrayı tafrayı bırakırsın. Sokaklar hepimizin. Hepimiz, oralarda dolaşıyoruz. Sohbet ediyoruz, alışveriş yapıyoruz, sonuçta işimizi yapıyoruz. Eğer o sokaktaki sade vatandaş, şöyle diyorsa; “Ya hu bunları görünce canımız sıkılıyor.” Aslında ne kadar kötü değil mi? Kucak açıp tokalaşmak, sarmaş dolaş olmak varken bu kadar vatandaşa karşı olumsuz duygular oluşturmak neyin nesidir? Demirel’in şöyle bir sözü vardı “Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner.” Yine Demirel’e bir soru sorduklarında rahmetli şöyle demişti “Dün dündür, bugün  bugün.” Aslında bugüne iyi bakıp iyi değerlendirmek lazım ki, yarın bu sokaklarda dolaşabilecek haliniz olsun. Ajda Pekkan’ın “Kimler geldi kimler geçti” şarkısını iyi dinleyin. Bakın bakalım orada neler anlatıyor. Ben nüfusumuzun 10-15 bin olduğu dönemleri de bilirim. Toprak yollar, bahçeli evler, kimi yerde sazlıklar bataklıklar, gölcükler, ki zaten adımız da buradan geliyor. Ulaşlı’dan Yazlık’a kadar yüz ölçümü olarak devasa bir büyüklüğe sahip olmasak ta, hacmimiz oldukça büyük. Nüfusumuz 200 binlere dayandı. Gölcük’e daha sonra gelip, yerleşip,  burada bizlerle birlikte yaşayan kardeşlerimiz bilmez ama biz burada doğup burada büyüyen insanlar olarak hangi çalının altında kaç yumurta olduğunu biliriz.

Kıl

Zengin yaşlı bir adam bir sabah müthiş bir baş ağrısıyla uyanır, İlaç alır, geçmez. Bir iki gün bekler, ağrı devam eder. Doktor çağrılır. Doktor muayene eder, ağrının sebebini anlayamaz sadece ağrı kesiciler verip, gider. Fakat adamın baş ağrısı geçeceğine daha da artarak sürer. Baş ağrısının yanında gözleri de yaşarmaya baslar. Başka doktorlar çağrılır. Adam ağrıyı kesene servet vaat eder. Ama doktorların hiçbiri ağrıyı kesemediği gibi sebebini de bulamaz.

Baş ağrısından geceleri de uyuyamayan adam iyice kötüleşmiştir. Baş ağrısı ve devamlı gözyaşları hayatı çekilmez kılmıştır. Tedavi için yurtdışına da giderler, hastanede uzun bir süre kalır, çeşitli testler yaparlar bir türlü doktorlar teşhis koyamaz.

Memleketine evine dönmesini orada dinlenmesini daha doğrusu son günlerini evinde geçirmesi tavsiye edilir. Zengin adam ne yapalım kaderimiz böyleymiş deyip çaresiz evine döner.

Bir gün, yaşlı adam kendini iyi hissetsin diye eski berberi çağrılır. Berber yataktan kalkamayan yaşlı adamı tıraş ederken, adamcağız derdini anlatır ve ölümü beklediğini söyler. Berber bir an düşünür ve der ki;

– Sakın sizin burnunuzda kıl dönmüş olmasın.

Adamın burnunu kontrol eder;

– Hah işte! Kıl dönmüş. Sorun değil ben hallederim.

Deyip yaşlı adamın şaşkın bakışlarına aldırmaksızın çantasından cımbızı kaptığı gibi kılı çeker. Ev halkı yaşlı adamın müthiş çığlığıyla odaya koşar. Berber canı çok yanmış olan yaşlı adamın elinden zor alınır ve cımbızın ucunda tuttuğu yirmi santimlik kılla evden kovulur.

Adamın burnu kanlar içindedir. Pansumanlar yapılır, adam yatıştırılıp tekrar yatağına yatırılır. Ertesi sabah yaşlı adam aylardır ilk defa rahat bir uykudan uyanır. Gözlerinin yaşarması geçmiştir. Baş ağrısından ise eser kalmamıştır. Dönen kılın sinire değip gittikçe uzayarak dayanılmaz ıstıraplara yol açtığını doktorlar ancak o zaman keşfeder. Çözümün bu kadar basit olabileceği kimsenin aklına gelmemiştir. Sapasağlam ayağa kalkan yaşlı adam, vaadini yerine getir. Berberi çağırtır ve ona bir servet bağışlar…

Burnundan kıl aldırmayanların başı çok ağrır…

Hayat akarken bazen büyük sorunların çok basit çözümleri olabilir. Bu çözümlere ulaşmak için herkesi dinlemeyi bilmek, herkesin fikirlerine açık olmak gerekir.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.