Türkiye'nin en büyük yerel ilçe gazetesi-
$ DOLAR → Alış: 5,32 / Satış: 5,34
€ EURO → Alış: 6,07 / Satış: 6,10
bursa escort escort beylikdüzü teknim alarm sistemi bursa escort bayan escort istanbul escort istanbul kayseri escort mersin escort bursa escort kocaeli escort atasehir escort bayan istanbul escort bahis siteleri escort kayseri kayseri escort bursa escort gaziantep escort bayanlar izmir escort bayan istanbul escort bayan istanbul escot

İSYAN VE ŞÜKÜR

Aysu Azak
Aysu Azak
  • 06.09.2018
  • 460 kez okundu

İSYAN VE ŞÜKÜR

Bu konu, nereden mi aklıma geldi?

Eğitimci ve yazar kimliği ile tanınan, Sayın Alişan Kapaklıkaya’nın bir baba olarak evladına yazmış olduğu son mektubunu okuduğumda duygulanmamak mümkün değildi.

Acılar insanı güçlü kılıyor ki yaşam devam ediyor. Ne var ki bu güç sadece çevrenizdekiler için. Oysa uzun gecelerin yalnızlığına, karanlığına ve sessizliğine gömüldüğünde gücünüz, kolunuz kanadınız kırılıveriyor ta ki gün yeniden başlayana kadar.

Mektubun sonundaki soru önemliydi. “İsyan mı edeyim, şükür mü edeyim?”

İsyan etmek, TDK’ya göre kelime anlamı olarak kabullenmemek, razı olmamak, ayaklanmak anlamındadır. Bizim inancımıza göre doğru bir davranış olmasa da bazen düşünmeden Allah’ a karşı yaptığımız istemsiz kırgınlıklardır, isyan. Çaresizliğin, tükenmişliğin feryadı gibidir.

İçinde bulunduğumuz, çözemediğimiz her durumda kırgınlığımızı ifade eder, ardından bir sürü sorularla boğuşurken buluruz kendimizi.

Oysa ,”tevekkül” ederek umutlarımızı yaşattığımızda isyandan uzaklaşırız.

Şükretmek ise, yine TDK’ya göre bir kimseye minnet duymak, gönülden borçlu olmak ve Tanrı’ya minnet duygusunu sunmaktır. Bir anlamda teşekkür etmektir.

Sahip olduğumuz bütün güzel şeylerin değerini bilelim. Hele hele sevdiklerimiz için daha çok, daha çok şükredelim, teşekkür edelim. “Tevekkül” le Allah’a şükrettiğimizde bizde kalma süresini artırmış oluruz.

“Derdini dinledim, derdime imrendim.” Sözün bu kadarı bile bizleri isyandan uzaklaştırıp şükre yöneltir. Düşünürseniz şükredecek pek çok şeyiniz olduğunu göreceksiniz.

Örneğin, ailemizin isteklerini tam olarak yerine getiremesek de ihtiyaçlarını karşılıyor olabildiğimize, onların varlığının yarattığı mutluluğa bile şükretmeliyiz.

Sayın Alişan Kapaklıkaya’nın, ailesine ve onun gibi yüreği evlat özlemiyle yanan anne babalara sabırlar diliyorum.

Sizi mutlu eden her halinize şükretmeniz dileğiyle….

 

Yıllar önce kızım Zuhal’i bir bebek olarak kucağıma aldığımda onunla ne kadar süre ve nasıl bir hayat yaşayacağımı bilmiyordum. Büyümeye başladı.

Bebekliğinden itibaren onunla oynamaya başladım, gezerken omzuma aldım, kollarımdayken yukarı doğru atıp yeniden yakaladım, sırtüstü yatıp onu ayaklarımın üzerinde havaya kaldırmamı öyle seviyordu ki.

Parklarda gezdik. Köye gittiğimizde çamuru naylon tabağa doldurup “Sana pasta yapıyorum baba.” dediğinde anlamıştım yüreğinin sevgi dolu okyanuslar gibi olduğunu.

Okul hayatı başarılarla geçti. Ailelerin cennet gibi olmasına katkı sağlamak için psikolog olmayı seçti. Gönüllere dokundu, evlere neşe saçtı. Benimle bir çok şehre konferanslara geldi.

Bir kurban bayramında Şırnak sokaklarında çocukların ellerindeki oyuncak silahları gördüğünde çok ağladı. “Baba bu çocukların elindeki silahları alıp yerine kitaplar vermek için daha çok çalışmalıyız.” dediğinde hayaller kurduk, tüm çocuklarımızın yüreğine sevgi tohumları seçmek için.

İşine uçarak gidiyor, eve koşarak geliyordu.

Doktor, “Sen kanser olmuşsun, gereğini yapmazsan yakında ölürsün.” dediğinde, elimi tutup gözlerime bakarken sordu: “Şimdi ne olacak baba, hayallerimiz vardı.”

Kendisini çok seven ve hastalığının her aşamasında yanında olan Harun’la evlendi. Gelin gittiği kendisini tanıyan tüm Elazığlıların gönlünde taht kurdu. Hastalığı tüm vücuduna yayıldı. Vazgeçmedi.

Bir yandan iyileşmek için tevekkülle mücadele ederken bir yandan çocukların ve gençlerin gönlüne sevgi serpmeye devam etti. Doktor, “Altı aylık ömrü var.” değinde söylemedim kendisine, söyleyemedim.

Sahnelerde ve televizyonlarda tüm Türkiye’den dua istedim Zuhalim için. Almanya’da küçücük bir kız çucuğu yanıma yaklaşıp, “Üzülme Alişan amca Zuhal ablanın iyileşmesi için şü küçücük kalbimi seve seve veririm.” dediğinde çok umutlandım.

Başarılarıyla beni geçmeye başladığında, “Senin son kullanma tarihin kaç baba? diye sordu bana. Sarsılmıştım. “Kendini sürekli geliştirip insanların karşına faydalı bir eğitmen, benim karşıma son model bir baba olarak çıkmalısın.” dedikten sonra dört farklı alanda üniversite okudum.

Kendimi tazeleyip karşısına çıktığımda o da Allah’a gitmek için hazırlık yapıyordu. Eşimle kavga edip evden ayrılırken dizlerime yapışıp “Bizi bırakıp gitme baba.” diye ağladı.

Ona olan sevgimle tüm sorunlarımın üstesinden gelip geri döndüm. Rabbim 15 gün önce onu yanına çağırdı. Bu sefer ben yapıştım tabutuna.

“Nereye gidiyorsun Zuhal? diye sordum cevabını bildiğim halde. O bana gitme baba, geri dön dediğinde onu dinleyip döndüm. Ben ona gitme yavrum dediğimde, gitti ve dönmedi.

Dostum Durmuş Ali bey dedi ki, “Zuhal’in cenazesi sadece sizin evden çıkmadı, bilin ki Türkiyede bir çok evden çıktı.” Şimdi bakıyorum Zuhal gibi bir sevgi meleğiyle 30 yıl aynı evde yaşama lütfuna erişmişim, ona sarıldığımda cennetin kokusunu tatmışım.

Şimdi düşünüyorum Allah yavrumu 30 yaşındayken yanına çağırdı diye isyan mı edeyim, yoksa onun bana hediyesi olan yavrumla bu güzellikleri 30 yıl yaşadım diye şükür mü edeyim?

 

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ