DOLAR 8,3465
EURO 9,6728
ALTIN 504,34
BIST 10,8172
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 17°C
Gök Gürültülü

O GÜZEL İNSANLAR O GÜZEL ATLARA BİNDİLER VE GİTTİLER

02.12.2018
682
A+
A-

O GÜZEL İNSANLAR O GÜZEL ATLARA BİNDİLER VE GİTTİLER

Yaşar Kemal aynen böyle dedi. “O güzel insanlar o güzel atlara bindiler ve gittiler.” Türk Edebiyatının Büyük Ustası İnce Memet ile dünya klasiklerine adını yazdıran bir baş yapıt. Onu kimimiz sevdik, kimimiz reddettik. Ama o aynen böyle söyledi. “O güzel insanlar o güzel atlara bindiler ve gittiler.” Eski dostluklar yok artık vefa bir bozanın İstanbul’da da bir semtin adı olarak kalmış durumda. Selam parayla da olsa neredeyse verilmeyecek hale gelmiş. Mahalle kültürü bitmiş misafirlikler sona ermiş, apartmanlara doluşmuş insanlar komşuluktan uzak, sıcak çorbadan aynı kaba kaşık çalamaz olmuş. Çünkü o güzel insanlar o güzel atlara bindiler ve gittiler. Bir ekmeğin bölüşüldüğü günler çok geride kaldı. Hırs vicdanı yenmiş, aç gözlülük ruhumuzu karartmış. Çünkü o güzel insanlar o güzel atlara bindiler ve gittiler. Ormanlarımız yok oluyor, akarsular kuruyor, göllerde balıklar can çekişiyor, ağaçlar meyve veremez, çimler bitmez olmuş. Çünkü o güzel insanlar o güzel atlara bindiler ve gittiler. Yağmur çizil çizil yağmıyor; haksızlığa isyan ediyor adeta gökyüzü, ozon tabakası delinmiş, gök gürledi mi hiddetinden sular seller götürüyor dünyayı, yıkıp geçiyor her yeri, bir doğal afete dönüşüyor. Yaşanılmaz hale geliyor, eziyet yeri gibi dünyamız. Çünkü o güzel insanlar o güzel atlara bindiler ve gittiler. Kadına şiddet, minik yavrulara hiddet, bir sevgisizliktir gidiyor, garip gönüller. İnsanoğlu gökyüzüne baktığında güneşin eski sıcaklığında olmadığını, aydınlatmadığını görüyor dünyamızı. Ne yıldızlar parlak ne de ay yüreğimize ferahlık veren halini çoktan yitirmiş, gitmiş. Çünkü o güzel insanlar o güzel atlara bindiler ve gittiler. Belli ki gönüller körelmiş, ruhlar kararmış, aydınlık arıyor yedi milyarlık şu koskoca dünya. Eskiden çocukluğumuzda ne güzeldi. Akide şekerleri, koz helvalar, Şam tatlılar, sokakta satılan macunlar vardı. Bugün mısır şuruplu nişasta bazlı, dili damağı buruşturan, gırtlakları yakan suni tatlılarla gen haritamız dahi bozulur hale gelmiş. Bir meçhule gider gibi koşup duruyoruz. Çünkü o güzel insanlar o güzel atlara bindiler ve gittiler. İnsanın dostu da insan, düşmanı da yine insandır. Bu nasıl bir menem iştir ki, yan komşu ağlarken zil takıp oynayanlar var. Yazık değil mi? Her kazandığını kaybetmeye alışmış bir yapıyla nereye doğru gidiyoruz. Bakın, atlar özgür bir ruha sahiptir. Tıpkı yılkı atlarında olduğu gibi. Ne yazık ki artık onlar da özgür değil. Para uğruna dünyanın her yerinde koşturup duruyorlar. Gem vurmuşlar onlara. Halbuki o güzel atlar tarlada, bayırda, ovada, ormanda, yeri geldiğinde pazarda, yeri geldiğinde sırtında hasta dahi taşımaya alışmışken; bu onurlu yükleri onlardan almış, sırtlarına para yüklemişiz adeta. Çünkü o güzel insanlar o güzel atlara bindiler ve gittiler. Aslında o güzel insanlar o güzel atlara binip giderken, bir de not bırakmışlardı; çok sıkıştığınızda gökyüzüne bakın biz sizi anlarız. Oradan bir mesaj var, yıldızlar, ay ve güneş aracılığıyla sizlere. Ya mahalle ruhunu geri getirirsiniz, ya da sonsuzluğa kadar karanlıkta kalırsınız.

 

 

Kayserili ve Padişah

Padişahın biri bir gün “Kim bana bir yalan söyleyebilirse bir küp dolusu altın vereceğim!” demiş. Yalancılar hemen Saraya koşuşturup başlamışlar yalan söylemeye. 1.yalancı :

-Bir kuş, aslanı kapıp yuvasına götürdü demiş. Padişah :

-Bunun neresi yalan? Kuş kartaldır, aslan da kuzu kadar minik bir yavru. Kaptı mı götürür yuvasına tabi ki demiş. 2.yalancı :

-Komşu ülkede bir eşeği kral yaptılar demiş. Padişah yine cevap vermiş :

-Ülkenin kralı pencereden bakınırken tacını düşürmüştür. Taç da pencerenin altındaki eşeğin başına geçmiştir. Taç kimin kafasında ise kral odur tabi ki. 3.Yalancı:

-Padişahım, ben gökyüzüne bir ok attım. Altı ay sonra geri döndü demiş. Padişah:

-Senin ok bir ağacın üstüne düşmüştür. Ağaç sonbaharda yapraklarını dökünce ok da takılacak yer bulamayıp yere inmiştir. Böylece padişah her yalana gerçek bir bahane bulmuş ve kimse padişaha bu yalandır dedirtememiş. 4.yalancı ise Kayseri den gelmiş.

-Padişahım, sen benim babamdan borç olarak bir küp dolusu altın almıştın. Şimdi geri almaya geldim. Yalandır dersen ödülümü ver. Yalan değil dersen borcunu öde bir zahmet demiş 🙂

 

GÖKDELEN

– Bir gün İngiliz, Fransız ve Temel aynı uçağa binmişler. Temel : – Yine mi siz lan, demiş 🙂

– Temel 60 katlı bir gökdelenden aşağıya düşmüş. 50-40-20-10-5-4-3-2 derken 1.kata geldiğinde aklından şu geçmiş : – Allah’ım sana şükürler olsun. Bu kata kadar ölmeden geldiysem zaten 1.kattan düşsem de ölmem 🙂

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.