Türkiye'nin en büyük yerel ilçe gazetesi-
$ DOLAR → Alış: / Satış:
€ EURO → Alış: / Satış:
dedektiflik dedektif istanbul escorts istanbul escort istanbul escort bayan webmaster forum adult forum beylikduzu escort ankara escort ankara travesti istanbul travesti istanbul eskort antalya escort gaziantep escort bursa escort eskişehir escort bursa escort tuzla escort escort bayan bursa escort escort beylikdüzü teknim alarm sistemi meyve siparişi kurtkoy escort pendik escort escort istanbul gaziantep escort istanbul escort escort bayan escort istanbul kayseri escort mersin escort bursa escort bursa bayan atasehir escort bayan escort kayseri escort bayan kayseri escort anadolu yakasi escort bayan bursa escort banko tahmin escort girne escort uşak escort gölcük escort escort gölcük bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort

DAR AYAKKABILAR

Aysu Azak
Aysu Azak
  • 17.07.2019
  • 441 kez okundu

Hikâyeyi okuduğumda benim de aklıma bayram ayakkabılarım geldi. Bizlere ayak ölçüsü vererek ayakkabı alınmazdı ama bayramın gelmesini de sabırsızlıkla beklerdim.

O dönemlerde sadece ihtiyaçlar alınırdı. Eh bayramdan bayrama da bir ayakkabı ihtiyacı  doğardı. Birde okullar açılırken okul ayakkabısı alınırdı. Duruma göre çok ihtiyaç yoksa bayram ayakkabılarım okul ayakkabılarım olurdu.

Bayramların gelişi benim için  elbiselerden çok  ayakkabılarla güzelleşirdi. Hele 23 Nisan’da beyaz rugan ayakkabılar vazgeçilmezim olurdu.

Ayakkabıcı yere eğilerek, ayak parmaklarımın ayakkabının çok ucuna dayandığını ve bir büyüğünü almamızı söyler, sonrada o modelde yok bundan verelim, dediğinde çok üzülürdüm. Üzüntümü gören ayakkabıcı “belki giydikçe açılır” derdi.

İşte o zaman açılana kadar ayaklarım acısa bile  çocukça yalvarışlarım olurdu anneme, dün gibi hatırladığım.

Bizlerde yeni alınan şeyler bir süre özenle giydirilirdi. Gezmeden gelir gelmez çıkarttırılır, sokak ya da ev kıyafetleri giydirilirdi. Böylece temiz ve yeni giysilerimiz geç eskirdi. Çabuk daralır,  yerine yenisi alınır, eskisi gündelik kıyafet olurdu.

Hayatın gerçeklerinden habersizdik, sokaklarda akşama kadar oynar, eve girer, temizlenirdik. Yemeğimizi yer biraz oturur, hemen uyuklamaya başlayınca yatağımıza yatardık.

Bizlerde büyüklerimize saygı duyardık. “Hajdi kızım  ya da oğlum yatağına yat, hadi evinize gidin, ekmek alıverin. ” dediklerinde   söz dinlerdik. Onlarda bize ve HAKLARIMIZA saygı duyarlardı. Belli saatlerde evde olur, o saatlerin dışında olacaksak mutlaka söz verdiğimiz saatte evde olurduk.

Biz sokakta oynarken annelerimiz hiç kaygılanmazdı. Komşu teyzeler her çocuğu tanır sahip çıkardı. O zaman ne çocukları kaçırma vardı ne de onların masumiyetine tacizler.

Gün içinde yabancı biri sokaklarda gezemezdi, ta ki ne aradığını söyleyene kadar. Aynı kişi bir kaç gün görünüyorsa mutlaka nedeni sorulur, kimliği sorgulanırdı. O zamanlar gün içinde  herkesin  kapısı penceresi açık, kulaklar hep sokaktan gelen seslerde olurdu. Dedeler nineler kapı önünde oturur, gelene geçene “günaydın” derler, ayak üstü sohbet eder geçerlerdi. Kısacası herkes birbirini tanır, yabancı olan hemen seçilirdi.

Ne yalan söyleyeyim o zamanlar hayat biz çocuklar için güzeldi.  

Oysa şimdi…… Çocuklarımız ne kadar güvende ve özgürlükleri ne kadar daraldı? 

Yaşam alanlarımızı genişletirken   ne kadar daraldık?

Bizler bulunduğumuz semtte kaç kişiyi tanıyoruz?

Hep çocuklarımızdan saygı beklerken biz onlara ne kadar sevgi veriyor saygı duyuyoruz? Ne güzel ifade etmiş hikâyede,

 “Yaşam dar ayakkabıyla yürümek gibi” diyerek.

Çocuklarımız en değerli varlıklarımız, hep mutlu yaşasınlar hep sevgiyle büyüsünler ve bizler de onlar için elimizden geleni yapalım. Onları koruyup kollayalım. Yanlarında  olalım.

Musmutlu çocuklar yetiştirmek dileğiyle. “Hayatın tadı çocukların gülüşünde saklıdır.” Sevgiyle kalın… (aysuazak@hotmail.com)

O bayram bana ayakkabı almaya karar verdiler. Hazır ayakkabı satan mağaza yoktu şehirde.

Tek ayakkabı yapan dükkanında ayakkabıcı çıplak ayağımı bir kartonun üzerine koydu,iyice basmamı söyledikten sonra ağzındaki kurşun kalemi eline alıp ayağımın çevresi… çizdi.

O ayağımın çizildiği karton benim ayakkabı numaramdı. Günlerce yeni ayakkabılarımın hayalini kurdum.Babamın anlattığına göre ayakkabılarım siyah ve bağcıklı olacaktı. Kapının her çalınışında koştum.

Ayakkabılarım bayramdan bir gün önce geldi, siyah-bağcıklı. O gün onları giymedim.

Bayram gecesi yatağımın altına yerleştirdim yeni ayakkabılarımı.

Arada bir kalkıp kutusundan çıkartıyor, yere koyuyor, yukarıdan, yandan, önden bakıp duruyordum.Parlak ve yuvarlak burnunu gecenin karanlığında kim bilir kaç kez okşadım.

Uyku girmedi gözüme. Sabahleyin ev ahalisi kalktığında, ayakkabı kutusu kucağımda sandalyede oturuyordum ben.

Ayakkabımı babam giydirdi. Ayağıma olmamıştı ayakkabılarım, dardı ve canımı yakmıştı. Ama bunu babama söylemedim.

O ‘Sıkıyor mu?’ diye sordukça ‘Hayır’ yanıtını veriyordum. ‘Dar, ayağımı acıtıyor’ desem,geri gidecekti ayakkabılarım ve ayakkabıcının hemen bir yeni ayakkabı yapması olanaksızdı.

O bayram sabahı canım yana yana yürüdüm. Bir süre sonra acı dayanılmaz oldu. Dişimi sıktım. Topalladım.Soranlara ‘Dizimi vurdum’ dedim, ama ayakkabılarımın ayağımı sıktığını kimseye söylemedim.

Doğrusunu isterseniz yaşam dar ayakkabıyla yürümektir. Kimi zaman dar bir maaş, kimi zaman sevimsiz bir iş…

Kimi zaman bir mekan dar ayakkabı olur bize, kimi zaman bir çevre, kimi zaman bir sokak, ya da bir şehir…

Kimi zaman dostluklar, arkadaşlıklar, beraberlikler bir dar ayakkabıya dönüşür. Kimi zaman zamandır dar ayakkabı, geçmek bilmez. Kimi zaman mutlu gözüken bir beraberliktir..

Kimi zaman zenginlik, kimi zaman başınızı koyduğunuz yastık…

Canınız yanar.Topallaya topallaya gidersiniz.

Sonradan öğrendim yaşamın dar ayakkabıyla yürüme sanatı olduğunu. (alıntı)

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ