DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 33°C
Parçalı Bulutlu

FIKRALAR

09.07.2019
532
A+
A-

Belinde Su Kabağı

Hoca’ya, ikide bir, eşi dostu “Kendini kaybetme Hoca.” diye takılırmış. Hoca bir gün, ana ata memleketi Sivrihisar’a gitmeye niyetlenmiş. Yine bir “kendini kaybetme” nasihatiyle karşılaşınca: “Aman kaybolmayayım.” diyerek beline bir su kabağı bağlamış… “Nedir bu?” diyen konu komşuya:

“Bundan böyle kaybolursam, Nasreddin Hoca olduğum belli olsun istedim.” demiş.

Daha Akşehir’i çıkmadan muzibin biri Hocanın belindeki kabağı kesip kendi beline bağlamış. Tesadüf bu ya çarşıda karşılaşmışlar. Bakmış ki, belinde kabak yok, kendi kabağı tanımadığı birinin belinde bağlı:

– Şu işe bak demiş, karşıdan gelen adam benim. O zaman ben kim oluyorum?

Borcuna Sadık Müşteri!

Bizim Nasreddin Hoca’nın yapmadığı iş olur mu? Bir dönem de pazarda meyve sebze satmaya başlamış. Sizlere ömür, vefat eden bir ahbabının hanımı, tezgâhına gelerek narlara, incirlere, şeftalilere bakmış; hepsinin fiyatını sormuş. Lâkin, ne alıyor ne de tezgâhın önünden ayrılmıyormuş.

Hoca, kadına:

– Hele şu incirden bir tat, demiş… Parası kolay, bugün olmazsa yarın ödersin.

– Yok tadamam, demiş kadın, niyetliyim de. Yedi yıl önceden oruç borcum vardı, onu ödüyorum! İyi görünüyor, sen üç beş okka tart bundan!

Söylediğine bin pişman:

– Tanrı’ya borcunu yedi yıl sonra hatırlayan kişi, demiş, kula borcunu tanır mı?

Taş Hesabı

Nasreddin Hoca, bir Ramazan günü evinin önüne oturmuş, bir çömleğe taşları tekrar tekrar sayıp koyuyormuş. Muzip bir komşusu:

– Bu ne iş Hocam, seni gören taş değil mücevher saydığını sanır, deyince Hoca, Ramazan’ın kaçı olduğunu anlamak için çömleğe taş doldurduğunu söylemiş.

Muzip komşu boş durur mu? Ertesi gün çömleğe gizlice bir avuç taş koyup, Hoca’ya sormuş:

-Hocam, mübarek Ramazan’ın kaçıncı günü?

Hoca hemen çömleğindeki taşları döküp saymaya başlamış. Saymış, saymış. Taşlar bir türlü bitmek bilmiyormuş. 150’ye gelince şaşırmış tekrar saymış, bu sefer 170 çıkmış. Bakmış olmayacak, komşusuna:

-Bugün Ramazan’ın 62’si demiş.

Adam gülerek:

– Ne yapıyorsun Hoca’m, 30 günlük Ramazan ne zaman 62 oldu deyince, Hoca:

-O benim hesabım, demiş, çömlek hesabına bak saydın görürdün!

Hamam bahşişi

Hoca bir gün hamama gider. Hamamcılar onunla hiç ilgilenmez, eski bir peştamal, yırtık bir havlu verirler. Hoca sesini çıkarmaz. Hamamdan çıkarken uzatılan aynaya yüklüce bir bahşiş bırakır.

Bir hafta sonra aynı hamama geldiğinde, bu kez büyük ikramlar görür, fakat çıkarken aksine pek az bir bahşiş bırakır.

-“Efendi” der hamamcılar, “gösterdiğimiz o kadar ilgiye, saygıya karşı bu kadarcık mı bahşiş verilir?”

– “Bugün verdiğim, geçen haftanın bahşişiydi” der Hoca, “geçen hafta verdiğim de bugünkü hizmetinizin karşılığıydı. Böylece ödeştik !”

Acemi bülbül

Hoca bir gün, yol kenarındaki hayrat ağaçlardan birine çıkmış, incir yemeye başlamış. Yanından geçen bir yolcu seslenmiş:

   – “Hey ! Sen kimsin ? Ne yapıyorsun orada ?”

– “Ben bülbülüm” demiş Hoca.

Adam :

– “Öyleyse öt bakalım” deyince, Hoca karga gibi acayip sesler çıkarmış.

– “Bu ne biçim bülbül sesi yahu”, demiş adam. “Bülbül hiç böyle mi öter.”

– “Ne yapalım” demiş Hoca, “acemi bülbül bu kadar öter!”

Ördek çorbası

Nasreddin Hoca erkenden yola koyulmuş. Akşam hava kararmadan gideceği köye varmak için acele ediyormuş. Öğle vaktine yaklaşırken, bir pınarın başında durup, hem namazını kılmak hem de kuru peksimetten ibaret olan azığını yemek istemiş.

Pınara yaklaşırken, yaban ördeklerinin suda oynaştıklarını görünce, “Şunlardan bir tanesini yakalayıp kızartıp yesem diye düşünmüş.” Sessizce ördeklere yaklaşmaya çalışırken, ördekler Hoca’yı fark edip uçmuş, kaçmışlar.

Hoca pınarın başına oturmuş, çantasından peksimetini çıkarmış, suya batıra batıra yemeye başlamış.Oradan geçen bir yolcu :

– “Afiyet olsun Hocam, ne yiyorsun ?” demiş.

Hoca, peksimetini suya batırırken :

– “Ördek çorbası” demiş.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
2 Nisan 2019
18 Haziran 2020
20 Mart 2019
27 Şubat 2019
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.