DOLAR 6,0918
EURO 6,6103
ALTIN 322,0
BIST 116.829
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 10°C
Parçalı Bulutlu

KAHVE TADINDA HAYATLAR

12.02.2020
484
A+
A-

KAHVE TADINDA HAYATLAR

“Siz neyseniz çocuklarınızda o olacaktır. O halde onların nasıl olmasını istiyorsanız siz de öyle olun.”

Kime ait olduğunu hatırlayamadım, ancak rol model olmayı çok güzel açıklamış.

Toplum içinde yaşadığımız sürece kurallara uymak zorundayız ve en birinci kural da birbirimize saygılı olmaktır. Bu da en küçük topluluk adı verdiğimiz ailede başlar.

Bugün yaşadıklarımızın tümü, ailede neler öğrendiğimiz ya da ailemiz bizlere neler öğretti sorusunun cevabında yatar.

 Toplumun kadına verdiği değer, babalarımızın annelerimize verdiği değerde gizlidir. Babalarımız annelerimizi ne kadar kolladı, ne kadar korudu, ne kadar sahiplenip saygı duyduysa, toplumu oluşturan bireylerde kadınına o kadar saygı duyacaktır.

Aslını sorarsanız saygıyı büyüklerimizden öğrendik. Eskiden babaannelerle, anneannelerle bir arada yaşanırdı. Büyüklerimiz odaya girdiğinde babamızya da annemiz  ayağa kalkar yer gösterirdi.

Eve geldiklerinde “hoş geldiniz” denirdi, ayağına terlikler verilir paltosu elinden alınırdı.

Babamızın ve annemizin bu büyüklerimize olan saygısını görür, bizlerde onlar gibi yapmaya başlardık. Komşularımızla ilişkilerini gözlemler , “onların evi şöyle, bizimki böyle” demeyen anne ve babamız gibi olmaya çalışırdık.

Çocuk dünyamızda azıcık bunu ima etmeye çalışsak hemen “sen kendine bak” şeklinde azar gibi sözlerini işitirdik. Bu durumda mümkün mü, “ bana onun gibi al” demek. Alacaklarsa bile istediğimiz için almazlardı.Çoğa tamah etmeyip, azla yetinmeyi öğretirlerdi.

Babalarımız annelerimizin, annelerimiz babalarımızın değerini bilir, bizlerin yanında tartışmamaya özen gösterirlerdi.

Bir zamanların anne babası, çocuk olmaya yüz tutarken bizler anne babanın yerine geçer,yaşlanan anne ve babamıza onların davrandığı gibi davranırdık.

Onlar birbirlerine saygı duyarak, birbirlerine sevgi ve merhametle sarılmış,  hayata kendi tatlarını, kokularını ve renklerini vermiş büyüklerimizdir.

Kadına el kalkmaz, darp edilmez, reklamlarda da malzeme olmazdı ya da olacaksa adabıyla olurdu.

Kadınkarnında, kucağında ve kalbinde taşımayı bilen tek varlıktır. Sevgisi, saygısı ve sabrı tartışılamaz.

Bir baba evlenmek üzere olan oğluna tavsiyelerde bulunuyormuş. “Son tavsiyemi mutfakta anlatmak istiyorum” demiş.

Mutfağı ve yemek yapmayı bilmeyen delikanlı “Olur” demiş çekine çekine.

Baba, ocağa aynı büyüklükte üç kap koymuş. Hepsini suyla doldurup üçünün de altını yakmış. “Şimdi, istediğim her şeyden iki tane vereceksin bana” demiş oğluna.

Sırasıyla havuç, yumurta ve kavrulmamış kahve çekirdeği istemiş. Oğlu hepsinden ikişer tane vermiş babasına. Adam iki havucu birinci kaba, iki yumurtayı ikinci kaba ve iki kavrulmamış kahve çekirdeğini üçüncü kaba koymuş.

Her üçünü de yirmi dakika süreyle kaynatmış. Daha sonra kapları indirip yemek masasına buyur etmiş oğlunu. Yemek masasında üç tabak duruyormuş. Kaplarda kaynayan havuçları, yumurtaları ve kahve çekirdeklerini büyük bir özenle tabaklara yerleştirmiş.

Sonra oğluna dönüp sormuş:
“Ne görüyorsun?”

Oğlu düşünürken açıklamaya başlamış. “Havuçlar haşlandıkça aslını kaybedip yumuşamış. Yumurtalar görünüşte baştaki gibi sert duruyorlar ama içleri katılaşmış. Kahve taneleri ise olduğu gibi duruyor, başta neyseler sonunda da öyleler.

Sonra asıl tavsiyesine sıra gelmiş:
“Evlilikte aşk ve şefkat birlikte olmalıdır. Aşksız bir evlilikte her iki eş de şu gördüğün havuçlar gibi birbirlerini tüketirler, eskitirler, pörsütürler.

Şefkatsiz bir evlilikte ise eşler birbirlerine ne kadar tahammül etseler de, şu gördüğün yumurtalar gibi içten içe katılaşırlar, birbirlerinden uzaklaşırlar.

Aşkın da şefkatin de olduğu bir evlilikte ise, şartlar ne olursa olsun, eşler tıpkı şu kahve taneleri gibi, birbirlerinin yanında kalırlar, kendi kişiliklerini yitirmezler.

Kahve tanelerinin tekrar kaynatılmaya hazır olmaları gibi, onlar da birbirleriyle baş başa uzun yıllar geçirmeye isteklidirler.

Oğlu aldığı bu dersten tatmin olmuşa benziyordu. “Asıl ders bu değil!” dedi baba.

Oğlunun elinden tuttu, ocağın üzerinde bıraktığı kapların içinde kalan suları gösterdi. “Havuçlardan ve yumurtalardan arta kalan suya bak. İkisinde de bir tat yok”

Kahve çekirdeklerini çıkardığı kaptaki suyu yavaşça bir fincana boşalttı. Mis gibi taze kahve kokuyordu. Fincanı oğluna uzattı. “İçmek istersin herhalde”
dedi. Oğlu kahvesini yudumlarken konuşmasını sürdürdü.

“Kahve çekirdekleri gibi birbirlerini tüketmeyen eşlerin paylaştığı yuva da işte böyle olur. Mis gibi, temiz ve huzur verici. Başka herkesin fincanına koyup yudumlayacağı taze kahve gibi. Çünkü onlar birbirlerini harcamayarak, birbirlerine aşkla ve şefkatle davranarak hayata kendi tatlarını, kokularını ve renklerini katmayı başarırlar.

Mutlu ve sağlıklı kalın.    Işığınız parlasın..(aysuazak@hotmail.com)

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
26 Temmuz 2019
2 Ağustos 2016
6 Eylül 2018
1 Kasım 2016
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.