DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 22°C
Gök Gürültülü

TOPRAK ANA

20.05.2021
1.071
A+
A-

TOPRAK ANA

Bilmem nedendir, bugün annem aklımdaydı. Belki de başım ağrıdığında, dünyanın en büyük sorunuymuş gibi ciddiyetle, yanağını alnıma koyuşunu özledim.

Oysa bundan tam 102 yıl önce analarımızın, ninelerimizin dünyanın en büyük sorununu yaşıyor olmalarının yanında benim başımın ağrısı neydi ki? Lise öğrencilerini savaşa gönderirken yanan yüreklerin yanında, baş ağrısı da nedir ki?

Tam 102 yıl önce bu yanan yürekleri soğutmak, her karış toprağımızda gözü olanlardan kurtulmak, özgür ve bağımsız yaşamak için Samsun’dan bir güneş doğmuştu. Şu an o güneşin yaydığı hiç sönmeyen ışıklarıyla aydınlanıyor, ısısıyla yüreklerimizde sevgisini yaşatıyorsak, “Allah Allah” nidalarıyla yeri göğü inleten dedelerimiz ninelerimiz, babalarımız analarımız ve onlarla birlikte kahraman Türk askerlerimizin, toprak anamızı, kanlarıyla beslemiş olmalarındandır.

Ata’sına inanıp, vatanını kurtarmayı vatan borcu bilerek canını feda etmiş, genciyle yaşlısıyla, kadınıyla kızıyla bizler için toprağa düşmüş askerlerimizin başta Ulu Önder Ata’mız olmak üzere silah arkadaşlarının ruhu şad olsun. 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nız kutlu olsun. “Toprak Ana”nın koynun da huzur içinde olsunlar.

Evet. Toprak Ana, dedim. Biz ona saygılı davrandıkça, onun kurallarını uyguladıkça ondan beslenmiyor muyuz? Bize her türlü yiyeceği hazırlamıyor mu?

Her gıdamızın içeriğinde dolaylı ya da dolaysız toprak ananın katkısı var. Bugünlerde doğa ve toprak çok fazla ilgimi çekiyor. Toprak ana mucizelerle dolu ve çok bereketli.

Çiçeğinden tutun yaprağına, sapına, köküne, meyvesine kadar her bölümüyle fayda sağlıyor, yaşama sebebimiz oluyorlar. Çınar ağacına bakarak bunları düşünürken, çınarın faydalarını hatırladım.

Gücün kuvvetin sembolü olduğunu biliyordum da mitolojide bir aşk hikâyesinin başkahramanı olduğunu bilmiyordum. Hele hele Ihlamur ağacıyla, sarmaş dolaş olması da kırk yıl düşünsem hiç aklıma gelmezdi.                                                                                                      

Mahkeme Ağacı olarak anıldığını da yeni öğrendim. Ağacın gölgesine kurulan mahkemeler sebebiyle “Mahkeme Ağacı” olarak da anılırmış ıhlamur ağacı. Kaç kişi böyle anar, onu da bilmiyorum.

Bu arada ıhlamur ağacının mis gibi kokusunu ve faydalarını hepimiz biliyoruz. Bundan böyle ıhlamur çayını içerken sevgiyle hatırlayacağım. 🙂

Hikâye bile olsa bazı hikâyeler beni çok etkiler. Sizlerden de böyle geri dönüşler almaktan mutlu oluyorum, her hikâyenin içeriğinde kendine özgü mesajları var. Bazen örneklemek yerine bir hikâye her şeyi anlatıyor.

Ağaçlık yerlerde gezinirken, ağaç gövdelerinin birbirine çok benzemeyen dalları ve gövdeleri hep dikkatimi çekmiştir, bir de o dalların kendine özgü heybetiyle bizleri kıskandıracak kadar özgürce büyümeleri, muhteşem değil mi?

Bulutlar da dikkatimi çeker. Dikkatle bakıldığında hiçbirinin birbirine benzemediğini görürüz.

Hadi, sözü uzatmadan hikâye bu ya kıssadan hisse, sevginin kutsallığını, gücünü bir kere daha görelim. Her daim sağlıkla sevgiyle kalın, mümkünse evde kalın. (aysuazak@hotmail.com)

“Tanrı Zeus ise, yaşadığı Olympos Dağı’ndan Frigya Krallığı’nın Bergama ovasındaki insanları, düşünceli gözlerle izlermiş. Çünkü; verimli ovada yaşayan zengin kulları, bir zamanlar tapınaklarını hiç boş bırakmaz, küp küp şaraplar, kurbanlık hayvanlar ve değerli armağanlar getirirken, son zamanlarda pek uğramaz tanrılarına sunularını eksik etmeye başlamışlar..

Zeus, oğlu haberci tanrı Hermes’i yanına çağırarak, onunla tebdili kıyafetle, iki yoksul köylü görüntüsünde ölümlülere bir ziyaret yapıp tanrıları neden unutup ihmal ettiklerini anlamak için yola koymuş.

Kimi kaynaklara göre bugünkü Bergama, kimine göre ise Kapadokya civarına gelen iki tanrı, iki fakir yabancı görüntüsünde evlerin kapısını çalmaya başlarlar fakat; çaldıkları her kapı ya açılmaz, ya da açılmasıyla kapanması bir olur. Bu insanların iki yoksula verebilecek ne bir tas çorba, ne bir dilim ekmek, ne de bir kupa şarabı vardır. Burada gördüklerinden hiç hoşlanmadıkları gibi, kalacak yer istedikleri hiçbir ev sahibi tarafından da misafir olarak kabul edilmezler.

Çaldıkları tüm kapılar yüzüne kapanan Zeus ve Hermes, son çare ormanın kenarındaki küçük kulübeye doğru yönelirler. Kulübenin kapısını açan Philemon, karşısında iki tanrı misafirini görünce sevinçle buyur eder içeriye. Basit bir kulübede yaşayan yaşlı çift, iki adamı kabul eder ve tüm yoksulluklarına rağmen son derece cömert davranırlar. Ocağın kenarına oturttuğu soğuktan titreyen misafirlerini ısıtmak için ateşi harlandırırlar, sıcak sularla ayaklarını ovup güzelce kurularlar. Baukis, fakir mutfağında eline geçirdiği yiyeceklerle hızlıca pişirdiği yemeği masaya getirir. Bir yandan telaşla kendilerini ısıtıp doyurmak için bir o yana bir bu yana koşturan, diğer yandan kendileriyle tatlı tatlı sohbet eden bu sevgi dolu çifti hayranlıkla izler tanrılar.

Misafirlerine şarap ve yemek ikram eden Baukis, bir an fark eder ki, görünmez bir bereket sayesinde iki adam yiyip içtikçe sofradan hiçbir şey eksilmiyordur! O an yaşlı çift, iki adamın tanrı olduğunu anlar ve herhangi bir hata yaptılarsa kendilerini bağışlamalarını isterler. Zeus buna gerek olmadığını, evlerini onlarla beraber terk etmelerini söyler. Çünkü konukseverlik göstermeyen herkesi ve kasabayı yok edecektir. Bunun üzerine tanrılarla beraber dağın zirvesine çıkan yaşlı çift, kasabanın sular altında kaldığını görür; fakat kendi kaldıkları kulübe, artık gösterişli bir tapınağa dönüşmüştür.

Zeus yaşlı çifte evleri olarak tapınağı gösterir ve ‘’Ey iyi ve cömert insanlar! Dileyin benden ne dilerseniz’’ der. Bu yaşa kadar birbirlerinin aşkından başka bir şeyleri olmamış, bu durumdan ve hallerinden her zaman mutlu yaşamış iki yaşlı insanın ne beklentisi olur?

 ‘’Tanrım ben asla Philemon olmadan yaşayamam, onu da bensiz bırakamam’’ der Baukis. Sevgiyle karısının ellerini tutan Philemon, ‘’Bizim en büyük mutluluğumuz birlikte olmamız. Ne karım gömüldüğümü görsün, ne de ben onu kucağımda mezara koyma acısını yaşayayım. Senden tek dileğimiz hayatta olduğumuz günleri birlikte geçirip dünyadan birlikte ayrılmak’’ diye ekler.

Zeus, bu isteği yerine getirecektir. Baukis ve Philemon, kulübelerinin yerinde yükselen Zeus’un tapınağının rahip ve rahibesi olarak yaşarlar uzun süre. Ölüm vakti geldiğinde birbirini çok seven bu yaşlı karı koca, iç içe geçen iki farklı ağaca dönüşür. Derler ki; onlar artık aynı gövdede birleşen çınar ve ıhlamur ağacı olmuştur.” (alıntı)

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
7 Şubat 2020
4 Temmuz 2018
26 Temmuz 2016
14 Haziran 2016
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.