DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 36°C
Sıcak

TATLI HEYECANLAR

TATLI HEYECANLAR

Yine yeniden heyecan dolu bir gündeyiz. İçimizde tatlı bir heyecan dalgası var.

Her yetişkin bu günü, bu heyecanı yaşamıştır. Sorsanız ne büyük keyifle yeniden yaşarcasına anlatacaktır. Deseniz ki, “İlk karneni aldığın günü hatırlar mısın?” Çoğundan alacağınız cevap beş aşağı beş yukarı aynı olacaktır. İlkokul yıllarında alacağınız karne bir başka anlamlıdır hele hele ilk karne bir başka sarar sizi.

Ben birinci sınıfı çok net olmasa da hatırlıyorum.  O zamanlar neredeee,  anne babalar okula gelsin karnemizi alsın. Bizler okula tatlı bir heyecan içinde kendimiz yürüyerek gider, yürüyerek eve gelirdik. Gelirdik diyorum çünkü aynı sokakta, mahallede oturan diğer çocuklarla gidip geliyorduk.

İlk zamanlar yolun yarısında annem karşılardı sonra bıraktı, ben kendim gidip geliyordum. Sanmayın ki okulumuz evimize yakındı. Arabaların geçtiği caddelerden geçerdik. O zamanlar da araba çok yoktu, trafik yoğunluğu denilen o kavram henüz oluşmamıştı. Yine de büyüklerimiz, “kenardan kenardan yürü” diye arkamızdan seslenirlerdi.

Karnemizi aldığımızda o tatlı heyecanla koşarak eve gider, karnemizi soranlara “hepsi pekiyi, zayıf yok” derdik.  Üretirdik.  Küçük Arap bebeklerimiz için annelerimize elbiseler diktirirdik. Onlarla hayal dünyamızda oynardık. Kimse bize onu yap bunu yap demezdi. Elimize verdikleriyle biz yapardık. Ya da bizim istediklerimizi bulur verirlerdi, bizler yapar, üretirdik..

Yeni şeyler üretmenin tatlı heyecanıyla, ortaya çıkardığımız ürünlere sevinmek çocukluğumuzun en güzel anlarıydı. Öğretmenimiz, arkadaşlarımızla aynı resmi ya da aynı şeyi yapmanın bizim gelişimimize katkı sağlamadığını anlatırdı. “Herkes en iyisini kendisi yapar, siz de kendiniz olun .” derdi. Çocuklarımızı bizim istediğimiz kalıba sokamayız. Onların da ayrı bir dünyası ve kişiliği olduğunu hatırlamak gerek. Kendileri olmalarına ve üretmelerine fırsat vermeliyiz.

Tatil, bunun için çok güzel bir fırsat. Onun ufkunu geliştirmek ve ürünler ortaya çıkarmak için çeşitli etkinliklere katılmasına izin vermelisiniz. Arkadaşlarıyla bir olmasını ve akran eğitimine fırsat vermelisiniz. Hayallerini hiç yorum yapmadan dinlemeli, hafifçe başınızla onaylamalı, bunun için kitapların varlığından söz etmelisiniz. Kitaplar hayalleri hızlıca gerçekleştiren kısa yollardır. Bu yoldan gitmelerini önerebilirsiniz.

Bugün pandemi karnelerini alacağımız gün. Farklı duygularla tatile giriyoruz, herkes bir başka tatlı heyecan içinde, bir başka düşünceye sahip.

Tüm öğrencilerimize iyi tatiller diliyorum. Onlar tatili hak ettiler. Bol bol dinlensinler ve en iyi arkadaşları kitaplar olsun.

Yine yeniden başka tatlı heyecanlarınız olsun sevgiyle kalın… (aysuazak@hotmail.com)

Bir gün küçük bir çocuk okula başladı. Çocuk oldukça küçüktü. Ve okul oldukça büyüktü. Ama küçük çocuk dışarıdaki kapıdan içeri girince sınıfına gidebileceğini fark etti. Mutluydu ve okul artık gözüne eskisi kadar büyük görünmedi.

Küçük çocuk okula başladıktan bir süre sonra, bir sabah öğretmen, “Bugün bir resim yapacağız” dedi.“Güzel!” diye düşündü küçük çocuk. Her tür resim yapmayı severdi; Aslanlar ve kaplanlar. Tavuklar ve inekler. Trenler ve gemiler… Hemen boya kalemi kutusunu çıkardı. Ve çizmeye başladı.

Ama “Bekle!” dedi öğretmen,“Daha başlama zamanı gelmedi!”Ve öğretmen herkesin hazır olmasını bekledi.“Şimdi” dedi öğretmen,“Çiçek resmi çizeceğiz.” “Güzel!” diye düşündü küçük çocuk,

Pembe, turuncu ve mavi kalemleriyle güzel çiçekler çizmeyi çok severdi. Ama “Bekle!” dedi öğretmen,“Size nasıl çizileceğini göstereceğim.”Ve yeşil saplı kırmızı bir çiçek çizdi.“İşte” dedi öğretmen,“Şimdi başlayabilirsiniz.”

Küçük çocuk öğretmeninin çiçeğine baktı, sonra kendi çiçeğine baktı. Kendi çiçeğini öğretmeninkinden daha çok sevdi ama bunu söylemedi. Kâğıdının arkasını çevirdi ve öğretmeninki gibi bir çiçek çizdi. Yeşil saplı kırmızı bir çiçekti.

Başka bir gün, küçük çocuk girişteki kapıyı tek başına açmayı başardıktan sonra,
öğretmen, “Bugün kille bir şeyler yapacağız” dedi.“Güzel!” diye düşündü küçük çocuk. Kili çok severdi. Kille her şeyi yapabilirdi: Yılanlar ve kardan adamlar, filler ve fareler, arabalar ve kamyonlar… Ve elindeki kil topuyla oynamaya başladı. Bir güzel.

Ama “Bekle!” dedi öğretmen,“Daha başlama zamanı gelmedi!” Ve öğretmen herkesin hazır olmasını bekledi.“Şimdi” dedi öğretmen,“Bir tabak yapacağız.” “Güzel!” diye düşündü küçük çocuk. Tabak yapmayı çok severdi. Ve bir sürü farklı şekilde ve boyutta. Tabaklar yapmaya başladı. Ama “Bekle!” dedi öğretmen,“Size nasıl yapılacağını göstereceğim.” Ve öğretmen herkese gösterdi nasıl yapılacağını derin bir tabağın.“İşte,” dedi öğretmen,“Şimdi başlayabilirsiniz.”

Küçük çocuk öğretmeninin tabağına baktı, Sonra kendi tabağına baktı. Kendi tabağını öğretmeninkinden daha çok sevdi ama bunu söylemedi. Elindeki kili yuvarlayarak tekrar top haline getirdi ve öğretmeninki gibi bir tabak yaptı. Derin bir tabaktı. Ve kısa bir süre sonra
Küçük çocuk beklemeyi öğrendi ve  izlemeye her şeyi öğretmeninki gibi yapmayı ve kısa bir süre sonra kendiliğinden hiçbir şey yapmamaya başladı.

Sonra bir gün, küçük çocuk ve ailesi başka bir şehirdeki, başka bir eve taşındılar. Küçük çocuk başka bir okula gitmek zorunda kaldı. Bu okul diğer okuldan bile büyüktü. Ve dışarıdan sınıfa açılan bir kapısı yoktu bu okulun. Koca basamakları tırmanıp uzun bir koridordan yürüyüp, sınıfına gidiyordu ancak. Ve okulun ilk günü geldi.
Öğretmen “Bugün bir resim yapacağız” dedi.
“Güzel!” diye düşündü küçük çocuk.Ve ona ne yapması gerektiğini söylemesi için
Bekledi öğretmenini.Ama öğretmen hiçbir şey söylemedi.Sadece sınıfta dolaştı.

Küçük çocuğun yanına gelince sordu:“Resim çizmek istemiyor musun?”“Evet,” dedi küçük çocuk.“Ne çizeceğiz?” diye sordu.“Sen yapana kadar bilemem,” dedi öğretmen.
“Nasıl yapmalıyım?” diye sordu küçük çocuk.“Neden soruyorsun, istediğin gibi yap” dedi öğretmen.“İstediğim renkte mi?” diye sordu küçük çocuk.“İstediğin renkte” dedi öğretmen.“Eğer herkes aynı resmi yapsaydı.  Ve aynı renkleri kullansaydı. Kimin ne yaptığını, nasıl anlarım sonra?”

“Bilmiyorum” dedi küçük çocuk. Ve sonra yeşil saplı kırmızı bir çiçek yapmaya başladı. (Helen Buckley)

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
15 Kasım 2016
29 Ağustos 2017
10 Ocak 2017
11 Ekim 2017
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.