DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli °C

KISSADAN HİSSELER

27.10.2021
366
A+
A-

Gerçek Sevgi

Bir gün sormuşlar ermişlerden birine: “Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?” Bakın göstereyim demiş, ermiş. Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış.Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar. “Ermiş bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz” diye bir de şart koymuş. Peki demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.Bunun üzerine şimdi demiş ermiş, sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe. Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. “Buyurun” deyince, her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak içirmiş.Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan işte demiş ermiş, ‘kim ki gerçek sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse, o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır şüphesiz ve şunu da unutmayın, gerçek pazarında alan değil, veren kazançtadır daima.

Kızılderili’den Etkileyici Bir kıssa

Bir gün, New York’ ta bir gurup iş arkadaşı, öğle vakti yemek molasında dışarıya çıkarlar. Gurup içerisindekilerin biri Kızılderilidir.Yolda yürürken Kızılderili, onca insan kalabalığı, siren sesleri, yoldaki iş makinalarının çıkardığı gürültü ve korna sesleri arasında “Kulağıma neşeli bir cırcır böceği sesi geldi. Onu arayacağım” der.Arkadaşları, bu kadar kalabalığın, gürültünün arasında cır cır böceği aramasına gülerler,bu hareketine pek anlam veremezler. Kızılderili’ye “Bu kadar gürültünün arasında böyle bir ses duyman mümkün değil” derler ve yollarına devam ederler.Kimse inanmasa da içlerinden biri, Kızılderili’yi yalnız bırakmamak için onunla kalır.Kızılderili, yolun karşı tarafına doğru yürür, arkadaşı da peşinden..Az sonra gökdelenlerin gölgesindeki bir tutam yeşilliğin ortasında gerçekten bir cırcır böceği bulurlar.Arkadaşı, Kızılderili’ye “Senin insanüstü güçlerin mi var. Bu sesi nasıl duyabildin” diye sorar.Kızılderili “Bu sesi duymak için insanüstü güçlere sahip olmaya lüzum yok”  “Beni takip et, sana nasıl olduğunu göstereyim..” der.Kalabalık bir kaldırıma gelirler. Kızılderili cebinden çıkardığı bozuk parayı kaldırıma atar..Birçok insan, bozuk para sesini duyunca sesin geldiği tarafa bakarak, ceplerinden para düşürüp düşürmediklerini kontrol eder.Kızılderili, arkadaşına döner..

“Önemli olan, neye kıymet verdiğindir. Her şeyi ona göre duyar, görür ve hissedersin!.”

Tereyağı

Fırıncıya her gün bir kilo tereyağı satan bir çiftçi vardı. Fırıncı bir gün, çiftçinin getirmiş olduğu tereyağını tartmaya karar verdi.  Baktı ki her gün kendisine bir kilo diye getirilen tereyağı bir kilodan daha az. Öfkelendi, çiftçiyi mahkemeye götürdü.Hakim, çiftçiye tereyağını tartmak için ne kullandığını sordu. Çiftçi, “ Ben tartmaktan anlamam, tartacak tartım da yok, ancak bir ölçeğim var. ”

Hakim “O zaman tereyağını nasıl tartarsın?” Diye sordu.

Çiftçi cevap verdi;

Sayın Yargıç, fırıncı benden tereyağı almaya başlamadan çok önce, ondan bir kiloluk ekmek alıyorum. Fırıncı ekmeği getirdiğinde aynı ağırlıkta tereyağı veririm. Eğer biri suçlanacaksa, fırıncı odur. ”

Açgöz’ün Zenginliği

Bir gün çok zengin bir adam İbrahim Edhem’in huzuruna girer:

– Efendim, ben çok zengin bir adamım. Bu paranın bir kısmını sana vermek istiyorum.

ibrahim-i Edhem:

– Gerçekten zengin isen alırım, aksi takdirde almam.

– Zengin olduğumu söyledim, ey İbrahim.

– Madem ki zenginim diyorsun, ne kadar paran olduğunu söyler misin?

– Üç bin altınım var.

– Peki, bu altınların dört bin olmasını ister misin?

-Tabii, istemez olur muyum? Dört, Beş – On bile olmasını istiyorum. Ne kadar çok olursa o kadar sevinirim. Bunun üzerine İbrahim Edhem:

– Sen zengin değil, fakirin de fakiri imişsin. Cebin dolu olsa da gözün aç. Ben aç gözlü insanların parasını kabul edemem.

ALINTI

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.