DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli °C

BAYRAMIMIZ VAR

BAYRAMIMIZ VAR

Bu yıl 103. kez “Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutluyoruz.

Yine bizim için toprağa düşmüş gençlerimizi hatırlayacağız, atalarımızı şükranla anacağız.

Ve yine gelecek nesillerimize bir kez daha bu vatanı nasıl kazandığımızı ve önemini anlatacağız. Zira Atatürk’ün dediği gibi  “Tarihini bilmeyen milletler yok olmaya mahkûmdur.”

Bunun içindir ki bizler, bizim için emek verenleri, can verenleri tanımak, anlamak, öğrenmek ve öğretmek zorundayız.

Evet! Türk milleti amansız bir düşmandan kurtulmuştu da yüreklerini yakan ateşi söndüremiyordu.

Kaderlerini değiştirmişlerdi de gidenler geri gelmiyordu. Oğullarını, kocalarını savaşa gönderen Türk analarının, gelinlerinin bağrı yanıyordu. Özgürlerdi belki ama yüreklerine söz geçiremiyorlardı.

Gençliğinin baharını yaşayamayan 120 çocuk. Onlar sadece karanlıkları aydınlatmak için çabaladılar. Kim bilir hangi ananın göz bebeği, hangi babanın gözünün nuruydu?  Vatanı için kara kışta cepheye uzun bir yürüyüşle mühimmat taşıyan 12 ile 17 yaş arasındaki yüz yirmi çocuk, gittiler ama dönmediler.

Kanlarının deli deli aktığı, yüreklerinin pır pır ettiği, isterlerse dünyayı da yakabileceklerine inanan, her biri birer cevher olan evlatlarımız.

Atatürk, gençlerimizde bu cevheri görmüş, görmüş ve inanmış, bu bayramı da onlara armağan etmiş.

 Düşünmüş ki bu genç taze beyinlerin fikirleri de genç. Doğruyu gören, anlayan, bilen, bildiğini uygulayabilen genç beyinler. Ülkenin geleceğini, kaderini çizebilecek yeteneklere sahip olan gençlerimiz gericilikle savaşacak, aydınlığa yol alacaktır.

 Genç beyinlerin genç kalabilmeleri sporla mümkündü. Spor yaparak daha sağlıklı olmak ve sağlıklı düşünebilmek gerekiyordu. Gençlikle sporu birleştirmek ne kadar anlamlıydı.

  19 Mayıs coşkusunun, gururunun hiç eksilmediği ve nice 19 Mayıslara taşınması dileklerimle Türk gençliğinin ve hepinizin bayramını kutluyor,  Ata’mızı, Kurtuluş Savaşı’nın tüm kahramanlarını, şehitlerimizi ve gazilerimizi  rahmetle anıyorum.

 “Türk çocuğu, ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.” Atatürk’ün bu güzel sözüyle Gençliğe Hitabesini bir kez daha okuyalım.

Sevgiyle mutlu kalın. (aysuazak@homail.com)

1927 yılının yaz ayları… Gazi Mustafa Kemal Atatürk, kurtuluştan sonra İstanbul’a ilk kez geldiği günlerdir. Dolmabahçe Sarayı’nda misafir edilmiştir. Kendisinin yazdığı Nutuk’a son halini verme hazırlığı içindedir.

 Saray’ın geniş salonlarından birinde gerçekleştirdiği toplantılarda, Nutuk’tan parçalar okuyor, üzerinde tartışmalar yaptırıyor ve düşüncelerini aktarıyordu.                                                                                                                                                       

Nutuk’un müsveddeleri incelediğinde, hemen her sayfasında düzeltmelerin ve ilavelerin yapıldığı görülür. Ekleme, düzenleme ve çıkarma işlemlerinin, Atatürk tarafından ya bizzat ya da dikte ettirilerek yapıldığını biliyoruz.

NUTUK, esas olarak Ankara’da yazılmış, İstanbul’da eklemeler yapılmış ve düzenlenmiştir. Afet İnan, Atatürk’ün yazdığı Gençliğe Hitabenin  üç yerinde düzeltme yaptığını yazar: İlki, “Ey Türk Genci” cümlesindeki “Genci” kelimesi yerine “Gençliği” kelimesini koyar.

İkincisi, “Galipler cebren ve hile ile” diye başlayan cümlenin başındaki “Galipler” kelimesini siler. Sonuncu düzeltmenin ise “İşte bu ahval ve şerait içinde dahi Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır” sözüne vurgu yapar.

Saraydaki görüşmeler sona ermiş ve NUTUK tamamlanmıştır. Atatürk, son kez arkadaşlarını toplar ve “Oturunuz ve dinleyiniz” der. Afet İnan o anları şöyle anlatıyor: “Nutuk’un sonuna koyacağı satırları yüksek sesle okumaya başladı. (Gençliğe Hitabe) Dinleyicilerin nefes dahi almadıklarını sanıyorum. Çünkü ben kendimi öyle hissediyor ve ulusal bir heyecanın etkisi içinde yaşıyordum.

Bütün Milli Mücadele’nin tarihi olan NUTUK bu satırlarla son bulacaktı.

Atatürk bu metni okuyup bitirdiği zaman, derin bir nefes almış, fakat iki damla gözyaşını da bizlerden saklamamıştı.” Kısa bir sessizlik yaşanır.

Atatürk, devam eder: “Tarihi yaşadığımız gibi yazdık, fakat geleceği cumhuriyete inananlarla onu koruyanlara ve yaşatacaklara emanet etmek lazımdır… Gençliği yetiştiriniz. Onlara ilim ve irfan müspet fikirlerini veriniz. İstikbalin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız. Hür fikirler tatbik mevkiine geçtiği vakit Türk milleti yükselecektir.”

Atatürk’ün, 15 Ekim 1927’de okumaya başladığı ve 20 Ekim 1927’de, Gençliğe Hitabe ile bitirdiği Nutuk, büyük bir heyecan içinde ayakta alkışlanır. Atatürk, Nutuk’u okumayı bitirdikten sonra; “Muhterem efendiler; Sizi günlerce işgal eden uzun ve teferruatlı beyanatım, en nihayet mazi olmuş bir devrin hikâyesidir.

Bunda milletim için ve müstakbel evlatlarımız için dikkat teyakkuzu (tetikte olmak) devam edebilecek bazı noktalar teberrüz (meydana çıkarma) ettirilmiş isem kendimi bahtiyar addedeceğim..

Efendiler, bu beyanatımla milli hayatı hitam (son) bulmuş farz edilen büyük bir milletin istikbalini nasıl kazandığını ve ilim ve fennin en son esaslarına dayanan milli ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu ifadeye çalıştım. Bugün vasıl olduğumuz netice asırlardan beri çekilen milli musibetlerin uyanışı ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir. Bu neticeyi “Türk gençliğine emanet ediyorum” der ve Gençliğe Hitabeyi okur.(alıntı)

 Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir.

İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin.

Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.

Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.  Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler.

Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır.

Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.