DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli °C

DİLİ KULLANMAK

DİLİ KULLANMAK

Büyükler çocuklarına “Hadi teyzene dilini çıkar.” dediklerinde önlerine gelene dil
çıkarırlardı.
Hala bile ilkokul yaşlarındaki çocuklar birbirlerine dil çıkardıkları gibi günümüzde
bazı resimlerde de dil çıkaran yetişkinleri görmek mümkün.
Dilimiz, işlevsel olarak yediklerimizin tadına varır ve yemek yememize yardımcı
olur. Bir kürek misali ağzımızın içinde döner durur. Ekşisini, tatlısını, acısını algılar
bizde seçimlerimizi ona göre yaparak yeriz.
İyi ki ağzımızın içinde bir dilimiz var. Yoksa ne yediklerimizden tat alır, ne de damak
zevkimiz olurdu ayrıca iletişim de kuramazdık.
Varken bile iletişimde zorlanıyorken o zaman neler olurdu sizce?
Dil hem bir ‘organ’ hem de bir ‘lisan’ olsa da konuşmamızı sağlayan en önemli
aracımızdır. Kelimelerin seslerini çıkarmaya yarayan, seslerin hakkını vermek için
ağız içinde kıvrılan, yayılan, bükülen bir organ.
 Bu kadarla da kalmıyor tabii ki. Boyundan büyük işler başarıyor.
Bazen dili kullanırken ulusları birbirine bağlıyor, toplumsal gelişime katkı sağlıyoruz.
Bazen de dil, iki sevgiliyi birbirine düşman ediyor.
Hem de ne olduğunu nasıl olduğunu anlamadan bilmeden kimi zaman kelimeler
ağzımızdan çıkıveriyor.
Konuşuyorken ya da düşüncelerimizi kâğıda yazarken diğer canlılardan ayrılıp insan
oluyoruz.
Takdir edersiniz ki kültürlerin oluşumunda ve gelecek nesillere aktarılmasında dilin
rolü büyüktür.
Konfüçyüs’e sormuşlar: “Bir ülkeyi yönetmeye çağrılsaydınız yapacağınız ilk iş ne
olurdu? Büyük filozof, şöyle cevap verdi:  “Hiç kuşkusuz, dili gözden geçirmekle işe
başlardım.” Şöyle ki: “Dil kusurlu olursa, sözcükler düşünceyi iyi anlatamaz.
Düşünce iyi anlatılmazsa, yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz.

Ödevler gereği gibi yapılmazsa, töre ve kültür bozulur. Töre ve kültür bozulursa,
adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk, ne
yapacağını, işin nereye varacağını bilmez. İşte bunun içindir ki dil, çok önemlidir!”
 Konfüçyüs’ün anlatmaya çalıştığı dil, lisan anlamına gelmektedir. Kendine göre
kuralları olan ve bu kurallar çerçevesinde oluşturduğumuz, geliştirdiğimiz, temeli
çok eskilere dayanan ana dilimizden bahsediyoruz.
Doğar doğmaz konuşamasak da bir süre sonra duyduğumuz sesleri çıkarmaya
başlar nesneleri,  şekliyle isimleriyle algılayarak adlandırır, dilimizi öğrenmeye
başlarız ve adlandırınca da düşünmeye başlamış oluruz. Tabii ki bu anlattığım kadar
kolay ve hemen gerçekleşen bir durum değildir. 
 Dili kullanmak, zaman içinde geliştiği gibi, kelimelerin yerini ve anlamını bulduğu
bir süreç olacaktır.
Eğer çocuk çevresinde konuşmayı seven bir yetişkinle birlikte ise erkenden
konuşmaya başlayacaktır.
Dolayısıyla dilini, birlikte yaşadığı kişinin konuştuğu şekliyle, şivesiyle olduğu gibi
öğrenecektir. Bu nedenle konuşmayı öğrenme sürecinde, çocuklarımızla
konuşmalarımıza dikkat etmeliyiz.
Onları severken, kelimelerin seslerini tam olarak çıkartarak sevmeliyiz ki onlarda
kelimelerin seslerini doğru çıkarsınlar.
 
Bizler dili nasıl kullanıyoruz? Kendimizi ne kadar ifade edebiliyoruz?
Kelime hazinemizin genişliği, ufkumuzu açacak kadar mı?
 Sağlıklı iletişimin en önemli noktalarından biri kendimizi iyi ifade edebilmektir ki bu
da kelime hazinemizin genişliği ile olsa gerek.
Türk Dil Kurumu (TDK) üzerinden bakıldığı zaman güncel sözlük açısından 616.767
kelime bulunuyormuş. Bizler de günlük yaşamımızda ortalama dört yüz kelime
kullanıyormuşuz.
Kendimizi anlatırken ve durum değerlendirmesi yaparken kelime hazinemizdeki
kelimeleri kullanırız. Kelime sayımız ne kadar çoksa o kadar anlaşılır ifadelerimiz
olacaktır.
Tabi bunun için “ Ne kadar kitap okuyoruz? ” sorusu da aklıma geliverdi.

Mesleklerin yerine getirilmesinde en büyük başarı, kelime hazinesinin geniş
olmasıdır. Mesleğimizi yerine getirirken kullandığımız dil, kelime sayısıyla çok
ilgilidir. Örneklerimizi, çeşitli kelimelerle süsleyebilir, kelime aralarına katacağımız
farklı bakış açılarıyla anlatmak istediğimizi daha çabuk ifade etmiş oluruz. Dilimizle
hayatımıza şekil verir, yön verir bir düzene koyarız.
          
Aynı kelimeler etrafında dönerek günlük yaşamımızda diyalog kurmaktayız.
İletişimsizliği aynı kelimeleri kullanarak yarattığımızın farkında değiliz. Dönüp dönüp
aynı kelimelerle aynı düşünceleri anlatmaya çalışmak hem kendimizi yormak hem
de dinleyene bir şey katmamaktır. Çocuklarımızın  “ama hep aynı şeyi söylüyorsun
anne” dediklerini duyar gibiyim.
 Dilin yaşamımızdaki önemini anlatan bu yazıyı  paylaşmak istedim sizlerle.
 Dilimizi doğru ve etkili kullanmak dileğiyle. Sevgiyle kalın…
(aysuazak@hotmail.com)
            
Kutsal Roma-Germen İmparatoru II. Friedrich (1194-1250)’in farklı bir amaçla
yaptığı deneme beni şaşırttığı kadar sanırım sizleri de şaşırtacaktır. Bebeklerin
dünyaya ilahi bir dille gelip gelmediklerini merak eden II. Friedrich, hiç kimseyle
hiçbir şey konuşmaksızın, iletişim kurmaksızın büyüyecek bebeklerin konuşma
çağına geldiklerinde hangi dille konuşacaklarını öğrenmek ister.
 Bunun için, ülkenin değişik yörelerinden yeni doğmuş bebekleri sarayına getirtir.
Dadılar, sütanneler, en iyi aşçılar ayrı ayrı odalardaki bebekleri beslemeye başlarlar.
En iyi şekilde karınları doyurulur. Ancak, II. Friedrich, bebeklerle ilgilenenlerden tek
bir şey ister. Bebeklere en iyi biçimde bakılacak ama kimse onlarla konuşmayacak,
iletişim kurmayacaktı. Bebeklerin hiçbiri de birbirini görmeyecekti.
 Bebeklerin dünyaya ilahi bir dil getirip getiremedikleri hiçbir zaman öğrenilemedi.
Neden mi? Çünkü bu bebekler konuşma çağına geldiklerinde birer birer ölmüşlerdi.

(alıntı)

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.