15601,63%-0,65
44,01% -0,11
51,14% -0,03
7275,38% -0,35
11762,06% -1,54
AKARYAKIT ZAMMI HAYATIMIZI NASIL KUŞATIYOR ?
İran ve ADB arasındaki savaşın etkileri artık sadece haber bültenlerinin soğuk başlıklarında değil, doğrudan cebimizde hissediliyor. Brent petrol fiyatının 119 dolara dayanması, akaryakıttaki artışların artık kaçınılmaz olduğunu gösteriyor. Daha önce pompaya yansımadan ÖTV ile dengelenmeye çalışılan zamlar, verginin sıfırlanmasıyla birlikte artık filtrelenmeden hayatımıza giriyor. Bu haftadan itibaren akaryakıt fiyatlarına 10 TL civarında bir artış beklentisi, önümüzdeki günlerin hem ekonomik hem de psikolojik açıdan daha çetin geçeceğinin habercisi niteliğinde.
Akaryakıta gelen her zam, sadece depoyu doldurmayı zorlaştırmıyor; taşımacılık maliyetlerinden üretime, market raflarından faturalara kadar, iğneden ipliğe her kalemde yeni bir zam dalgası yaratıyor. Zaten kırılgan bir dengede duran ekonomi, bu gelişmelerle birlikte daha da sarsılıyor. Özellikle emekliler ve asgari ücretle geçinmeye çalışan milyonlar, maaşlarının her gün biraz daha eridiğine tanıklık ediyor. Cüzdanlar küçülürken, zorunlu harcamalar büyüyor; temel ihtiyaçları karşılamak bile adeta bir mücadeleye dönüşüyor.
Savaşın etkisi yalnızca akaryakıt ve temel tüketim ürünleriyle sınırlı kalmıyor. Birikimini korumak, geleceğini güvenceye almak umuduyla altın ve gümüşe yönelenler de bu dalgalanmalardan payını alıyor. Savaş ortamında sürekli yükseleceği düşünülen altının haftaya düşüşle başlaması, yatırımcıları hazırlıksız yakalıyor. Bu belirsizlik ortamında, insanlar neye güveneceğini, parasını nereye koyacağını bilemez hale gelirken, savaşın maddi zararları kadar, umutsuzluk ve güvensizlik gibi manevi maliyetleri de büyüyor.
Bugün artık araba bir lüks olmaktan çok bir ihtiyaç haline gelmiş durumda. Trafikte araçtan geçilmiyor; çoğu zaman her araçta tek bir kişi seyahat ediyor. Yollardaki araçların önemli bir bölümü şirket aracı gibi görünse de, çocuklarını okula götürüp getiren, işine gidip gelen binlerce vatandaş için otomobil, günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası. Ancak akaryakıta gelen her zam, bu ihtiyacı karşılamayı zorlaştırıyor; bazı aileler için “çocuğu okula arabayla götürmek mi, yoksa depoyu ay sonunda doldurabilmek mi?” sorusunu acı bir tercihe dönüştürüyor.
Savaş devam ettiği sürece, hem ülkemizin hem de dünyanın ekonomik dengeleri daha fazla bozulmaya aday görünüyor. Akaryakıta gelen zamların, gıda fiyatlarından kiralara, eğitimden sağlığa kadar zincirleme biçimde yansıyacağı açık. Bugün pompadaki rakamlara kaygıyla bakan vatandaş, yarın market raflarına, faturalara ve kredi kartı ekstrelerine aynı endişeyle bakacak. Savaşın gölgesi altında büyüyen bu ekonomik baskı, sadece bugünü değil, yarınlarımızı da ipotek altına alıyor; bu yüzden yaşananları sadece bir “fiyat artışı” değil, toplumsal bir dayanıklılık sınavı olarak görmek gerekiyor.
Kalın sağlıcakla
