14883,49%0,80
43,14% 0,24
50,27% 0,01
6206,70% 0,20
10111,71% 0,39
Özel Tüketim Vergisi (ÖTV), özellikle otomobillerde, yıllardır devlet bütçesinin en önemli gelir kalemlerinden biri. Ancak bu verginin yüksekliği, artık insanların temel bir ihtiyaç hâline gelen ulaşımı lüks seviyesine taşıyor. Bir aracın çıplak fiyatına neredeyse bir araç daha ekleyen bu vergi, sadece bireylerin alım gücünü düşürmekle kalmıyor; aynı zamanda ülke ekonomisinin dinamiklerini de uzun vadede olumsuz etkiliyor. Çünkü vergi politikası, yalnızca bugünün kasasını doldurmak için değil, yarının üretimini, istihdamını ve refahını da şekillendirmek için var.
ÖTV’nin kaldırılması ya da ciddi şekilde düşürülmesi, ilk bakışta “devlet büyük bir gelirden olur” endişesini doğuruyor. Fakat meseleye sadece kaybedilecek vergi geliri penceresinden bakmak, resmin bütününü görmemize engel oluyor. Düşük vergili araçlar demek, daha fazla aracın satılması demek. Bugün 1 milyon araç satılıyorsa, verginin düşmesiyle bu rakamın 2–3 milyona çıkması pekâlâ mümkün. Bu da beraberinde çok daha yüksek sayıda trafik sigortası, kasko poliçesi ve her yıl düzenli olarak ödenen Motorlu Taşıtlar Vergisi (MTV) anlamına geliyor. Yani devlet, ÖTV’den kaybettiğini; sigorta, MTV, akaryakıt tüketimi ve artan ekonomik hareketlilik üzerinden kısmen geri kazanabiliyor.
Üstelik mesele sadece satış rakamlarından ibaret değil. Daha çok araç, daha büyük bir sigorta sektörü, daha fazla servis, bakım, yedek parça, lastik, aksesuar, finansman ve kredi hacmi demek. Her biri ayrı bir istihdam alanı, ayrı bir vergi kaynağı. Sigorta şirketlerinin kârları arttıkça, ödedikleri kurumlar vergisi de artar. Araç bakım ve onarım sektöründe büyüme olduğunda, hem dolaylı vergiler (KDV gibi) hem de çalışanların gelir vergisi yükselir. Yani ÖTV’nin azalması, ekonominin onlarca kanaldan canlanmasına, paranın piyasada daha hızlı dolaşmasına ve toplam vergi tabanının genişlemesine zemin hazırlar.
Bir diğer kritik boyut ise yatırım ve üretim. Yüksek ÖTV, küresel araç markaları için Türkiye pazarını “dar ve öngörülemez” hâle getiriyor. Pazarın gerçek potansiyeli fiyat bariyeriyle kısıldığında, firmalar fabrika kurmak, üretim yapmak, Ar-Ge yatırımı gerçekleştirmek konusunda isteksizleşiyor. Oysa daha makul vergilendirilmiş, hacmi büyüyen ve istikrarlı bir pazar; markaları ülkeye çekebilir, üretimi içeri taşıyabilir. Fabrika demek, binlerce kişiye istihdam, tedarik zincirinde on binlerce kişiye ek iş imkânı ve devlet için uzun vadeli, sürdürülebilir vergi geliri demektir. Yani yüksek vergiyle “bugünü kurtarırken”, aslında yarının büyük fırsatlarını kaçırıyoruz.
Sonuçta mesele, “ÖTV kalkarsa devlet batar mı?” sorusundan çok daha derin. Asıl soru şu olmalı: Kısa vadeli, kolay vergi geliri uğruna; uzun vadeli üretimi, yatırımı, istihdamı ve toplumsal refahı feda etmeye değer mi? Araçlarda ÖTV’nin makul seviyelere çekilmesi, ilk anda bir eksilme gibi görünebilir; ama uzun vadede daha fazla üretim, daha fazla istihdam, daha dinamik bir piyasa ve daha yaygın bir vergi tabanı anlamına geliyor. Yani kâğıt üzerinde kaybedilen değil, aksine doğru planlandığında ülkenin hanesine “artı” yazan bir dönüşüm bu. Ekonomi, sadece anlık kasaya giren rakamlarla değil; ortaya çıkardığı yaşam kalitesiyle, fırsatlarıyla ve geleceğe bıraktığı mirasla ölçülmeli.
Kalın sağlıcakla…
*Vecdi ŞENEMRE
