14765,59%0,37
43,04% 0,03
50,35% 0,12
6150,96% -0,13
10070,24% -0,93
Özellikle yaya geçitlerinden geçerken bazı yayaların öyle bir rahatlığı var ki, sanki yol sadece onlara aitmiş gibi, ağır adımlarla, etrafı umursamadan ilerliyorlar. Elbette yol onların hakkı, elbette sürücüler yayaya yol vermek zorunda; ama hak sahibi olmak, sorumluluğu ortadan kaldırmıyor. İnsan hem yayaya saygı duyup hem de trafiğin akışını bozmamaya çalışırken, bu umursamaz tavırlar gerçekten kızdırabiliyor. Ben mesela, yaya olarak geçerken bile akışı aksatmamak için biraz daha hızlı yürümeye özen gösteriyorum. Çünkü biliyorum ki, benim yavaşlığım arkamda biriken araçların, kornaların, sabırsızlığın sebebi olabiliyor.
Bir de işin sadece insan davranışıyla bitmeyen, fiziksel düzen kısmı var. Özellikle devlet hastanesinin altındaki kavşakta bulunan Dörtyol bölgesindeki yaya geçitlerine dikkat ettiğinizde, bu geçitlerin yolun neredeyse tam başına konumlandırıldığını görüyorsunuz. Siz sağa ya da sola dönmek istediğinizde, ya da karşıya geçmeye çalıştığınızda eğer bir yaya o anda geçidi kullanıyorsa, yayaya yol verdiğinizde bu sefer siz yolun ortasında kalmış oluyorsunuz. Ne tam dönüşünüzü tamamlayabiliyorsunuz, ne de arkadaki araçlara düzenli bir akış bırakabiliyorsunuz. Oysa bu yaya geçitleri birkaç metre daha içeri alınsa, hem yayaya yol veren araç yol ortasında kilitlenmemiş olur hem de yaya daha kontrollü, daha güvenli ve daha rahat bir şekilde karşıya geçmiş olur. Yani mesele sadece kural değil, aynı zamanda akılcı bir planlama meselesi.
Özellikle mesai saatleri bitiminde yaşanan yoğunlukta bu yanlış yerleşimlerin ve dikkatsiz davranışların etkisi çok daha net ortaya çıkıyor. Herkesin işi acele, herkes bir yere yetişme telaşında, ama kimse kimseye bir adım olsun kolaylık yapmak istemiyor. Eski saat kulesinin olduğu bölgede trafik adeta arapsaçına dönüyor. Ne sürücü yayaya doğru düzgün bakıyor, ne yaya aracın konumunu, hızını, akışı umursuyor. Sinyal vermeden şerit değiştirenler, son anda fren yapanlar, geçit üzerinde sohbet ederek yürüyenler derken birkaç dakikada çözülmesi gereken yoğunluk, bazen yarım saati aşan bir çileye dönüşüyor. Üstelik bu karmaşanın ortasında en masum olan, kurala uymaya çalışan sürücüler ve dikkatli yayalar hem strese hem de risklere maruz kalıyor.
Hâlbuki tabloyu değiştirmek sanıldığı kadar zor değil. Öncelikle hem sürücüler hem yayalar üzerlerine düşen görevleri harfiyen yerine getirse, trafik akışının gözle görülür şekilde hızlanacağı çok açık. Sürücü, geçitteki yayaya sabırla yol verse, yaya da kendisine tanınan bu önceliği suistimal etmeden, biraz daha diri adımlarla karşıya geçse; kırmızı ışıkta geçmeye çalışan araçlar beklemeyi öğrenip, yeşil yanmadan adım atan yayalar kendini frenleyebilse pek çok noktada sıkışıklık kendiliğinden azalacak. Yani kurallar aslında kısıtlama değil, tam tersine akışı hızlandıran, hayatı kolaylaştıran bir çerçeve.
Diğer yandan, iş sadece bireysel sorumluluklarla bırakılmamalı. Özellikle belli saatlerde kronikleşen trafik sıkışıklığı yaşanan bölgelerde trafik ekiplerinin sahada daha görünür olması büyük fark yaratacaktır. Eski saat kulesi çevresi, devlet hastanesinin altındaki kavşak ve Dörtyol bölgesi gibi noktalarda mesai giriş-çıkış saatlerinde aktif yönlendirme yapılması, gerektiğinde araçları sırayla akıtan kontrollü bir düzen kurulması, oluşan yığılmanın çok daha hızlı dağılmasını sağlayabilir. Bazen tek bir polis memurunun el işareti, dakikalarca süren kaosu birkaç dakika içinde normale çevirebiliyor. Bu açıdan, ekiplerin belli saatlerde belli kritik kavşaklarda bilinçli ve planlı bir şekilde konuşlandırılması, sadece sürücülerin değil yayaların da disipline olmasına katkı sağlayacaktır.
Sonuçta mesele, “yol hakkı kimde?” tartışmasının çok ötesinde. Asıl soru şu: “Bu kenti birlikte, birbirimize saygı duyarak kullanmayı başarabilecek miyiz?” Çünkü yol da bizim, kaldırım da bizim, kavşak da bizim. Herkesin acele işi var, herkes bir yere yetişmek zorunda, ama hiç kimsenin hayatı bir diğerinden daha değerli değil. Ne direksiyon başına geçen kuralsız bir hâkim, ne de yaya geçidine adım atan dokunulmaz bir kral. Eğer hem sürücüler hem yayalar kendi haklarını kullanırken başkalarının hakkını da gözetmeye başlarsa, trafik denilen bu gündelik çile, çok daha çekilebilir bir hâle gelecek. Unutmamak gerekiyor: Trafik, tabelalarla değil, insanlarla akar. İnsan değişirse, şehir de nefes alır.
Kalın sağlıcakla…
