18 MART'IN SESSİZ NÖBETİ
18 Mart, takvim yapraklarında yalnızca bir tarih değildir; bir milletin yeniden ayağa kalkışının, var olma iradesinin ve özgürlüğe tutkun yüreğinin simgesidir. O gün, Çanakkale’de toprağın her karışı, genç yaşlı demeden canını ortaya koyanların kanıyla yoğruldu. Yüreğimizde hissettiğimiz acı, geçip gitmeyen bir sızı gibi değil; aksine bizi diri tutan, hafızamızı tazeleyen, sorumluluklarımızı hatırlatan derin bir hatıradır. Çünkü biliriz ki, bugün nefes aldığımız her özgür anın arkasında, Çanakkale’de sessizce toprağa karışmış binlerce isimsiz kahraman vardır.
Çanakkale’de yaşananlar, sıradan bir savaşın çok ötesindeydi. Dünyanın en güçlü donanmaları ve orduları, “yenilmez” zannettikleri kudretleriyle bu toprakların kapısına dayanmıştı. Fakat hesaba katmadıkları bir şey vardı: Yoksulluğa, imkânsızlığa rağmen sarsılmaz bir inançla direnen Türk milleti. Kimi tarladan, kimi medreseden, kimi daha bıyığı terlememiş bir çocuk olarak cepheye koşan bu insanlar, vatan sevgisinin kitabını yeniden yazdılar. Mermisi azalan asker, gerektiğinde süngüsüne sarıldı; açlık, susuzluk, soğuk demeden “Çanakkale geçilmez” sözünü tarihin kalbine kazıdı.
Bu destanın en ağır tarafı, ardında bıraktığı yetimler, analar ve yarım kalmış hayatlardı. Anadolu’nun dört bir yanından gelen Mehmetçikler, belki bir daha dönmeyeceklerini bilerek çıktılar yola. Geriye, yazı bile tam sökmemiş çocuklara bırakılmış fotoğraflar, sandıklara kilitlenmiş mektuplar ve gözyaşlarıyla ıslanmış mendiller kaldı. Bugün 18 Mart’ta içimizi yakan acı, işte o yarım kalmış hayallerin, yaşanamamış gençliklerin, duyulamamış son vedaların yankısıdır. Ama aynı zamanda, onların bu fedakârlığını boşa çıkarmama sorumluluğunun da ta kendisidir.
Çanakkale, yalnızca askeri bir zaferin adı değildir; aynı zamanda insanlığın içindeki merhameti ve onuru da dünyaya gösteren bir dönüm noktasıdır. Yaralı düşman askerine su uzatan Mehmetçik, esir aldığı askere ekmeğini bölüşen komutan, savaşın ortasında bile vicdanını kaybetmeyen yürekler… Bu tablo, bize asıl büyüklüğün sadece kazanmakta değil, kazanırken insan kalabilmekte saklı olduğunu gösterir. Böylece Çanakkale, bir zaferden çok daha fazlasına, bir ahlâk ve vicdan manifestosuna dönüşür.
Bugün 18 Mart’ı anarken, yalnızca geçmişe bakmakla yetinmemeliyiz. O gün toprağa düşenlerin bize bıraktığı en büyük miras, birlik ve beraberliktir. Aynı uğurda omuz omuza verildiğinde, imkânsız denilenin bile mümkün olabileceğini gösterdiler. Bizlere düşen, bu toprakların bedelinin ne kadar ağır ödendiğini unutmadan yaşamak; ayrılıklara değil, ortak değerlerimize tutunmak; özgürlüğün ve bağımsızlığın ne pahasına kazanıldığını bilerek geleceğe yürümektir. 18 Mart’ta hissettiğimiz acı, işte bu yüzden yalnızca hüzün değil; aynı zamanda bir uyanış, bir söz verme, bir vicdan muhasebesidir.
Kalın sağlıcakla


