Mehmet Şimşek’in açıklamalarına göre Türkiye’de kişi başı yıllık milli geliri 18 bin dolar seviyelerine yükselmiş
Kâğıt üzerinde bakıldığında bu, ekonominin büyüdüğü, refahın arttığı anlamına geliyor. Fakat sokaktaki emekliye, dar gelirliye, pazardaki etikete, kiralara, faturalara baktığımızda bu “büyümenin” izlerini görmek neredeyse imkânsız. İnsan doğal olarak soruyor: Madem kişi başı gelir bu kadar arttı, vatandaşlar bunu neden hissedemiyor ?
Diğer tarafta ise Sayın Abdullah Güler’in açıklaması var: Emeklilerin büyük umut bağladığı bayram ikramiyesine zam yok. Yıllarca çalışıp ülkenin kalkınmasına emek vermiş milyonlarca emekli, en azından bayramda torununa harçlık verebileceği, sofraya bir tabak fazlasını koyabileceği küçücük bir artışı bekliyordu. “İkramiyeye zam yok” cümlesi, sadece bir mali karar değil; aynı zamanda emeklinin hayallerine, beklentilerine, alın terine verilen sembolik bir yanıt oldu.
Burada ortaya çıkan asıl mesele, rakamlar ve gerçekler arasındaki derin uçurum. Bir yanda “18 bin dolar kişi başı gelir” söylemiyle çizilen parlak bir tablo, diğer yanda “emekli ikramiyesine zam yapacak kaynak yok” denilerek anlatılan kıtlık tablosu. Eğer ekonomi gerçekten büyüyorsa, bu büyümenin en kırılgan kesimlere –yani emeklilere– yansımaması nasıl açıklanabilir? Eğer kaynak bulunamıyorsa, o halde bu 18 bin dolarlık kişi başı gelir nerede ?
Bu çelişki, toplumda güven duygusunu zedeliyor. İnsanlar artık açıklamalara değil, kendi cüzdanlarına, pazardaki fiyat etiketine, aldığı maaşın yetip yetmediğine bakarak gerçekliği ölçüyor. Emekli, “Demek ki bu büyüme bana yok” diye düşünürken; çalışan, “Bugün emekliye yoksa, yarın bana da olmaz” kaygısına kapılıyor. Ekonominin dili rakamlardır; ama insanın dili sofradaki ekmektir, cebindeki son 100’lük banknottur, ay sonunu getirip getirememesidir.
Sonuçta ortaya çıkan manzara şu: Bir yanda kitaplarda, sunumlarda, basın toplantılarında büyüyen bir ekonomi hikâyesi; diğer yanda bayram ikramiyesine zam beklerken umudu elinden alınan milyonlarca emekli gerçeği. “Kişi başı gelir 18 bin dolar” deniyorsa ama emekli bayramda torununa gönül rahatlığıyla harçlık veremiyorsa, bu tabloda bir şeyler yanlış okunuyor demektir. Geri kalanını herkes kendi hayatına, kendi mutfağına, kendi cebine bakarak düşünsün… Çünkü bazen en büyük gerçek, açıklamalarda değil, mutfaktan gelen tenceresiz sessizliktedir.
Kalın sağlıcakla

