HER SES SİSTEMİ
POTANSİYEL SUÇ UNSURU MU ?
Türkiye’de trafik cezaları son yıllarda ciddi oranda artırıldı. 2026 yılında plakasız araç kullanmanın cezasının 46.000 TL’ye yükselmesi ve APP plaka ile araç kullanmanın cezasının 140.000 TL olması, kamuoyunda büyük bir soru işareti doğurdu: Plakasız bir araç kullanmak mı daha ağır bir suç, yoksa APP plakalı bir araç kullanmak mı? Mantık çerçevesinde bakıldığında, devletin trafik güvenliğini sağlamak için en sert tepkiyi, hiçbir kimliği olmayan, plakasız araçlara vermesi beklenir. Buna rağmen APP plakalı araca verilen cezanın, plakasız araca göre neredeyse 100.000 TL daha fazla olması, cezaların orantılılık ilkesini zedeleyen bir tablo ortaya koyuyor.
Elbette bir ülkede kural varsa, bunun sonuna kadar uygulanması gerekir. Kuralsız bir trafik düzeni, can ve mal güvenliği açısından kimsenin kabul edebileceği bir durum değil. Ancak kural koyarken de, cezaları uygulamaya başlarken de vatandaşın gerçek hayat koşulları göz önünde bulundurulmalı. İnsanlar bir sabah uyanıp, hiçbir geçiş süreci olmadan, bir anda astronomik rakamlardaki cezalarla karşılaşıyorsa burada adalet duygusu yara alır. Belki ilk yakalanmada bir uyarı cezası, bilgilendirme ve makul bir süre tanıma; tekrarında ise ağır yaptırıma gitme modeli çok daha insani ve adil olmaz mıydı? Hukuk, sadece cezalandırmak için değil, toplumu bilinçlendirmek ve düzeni adım adım oturtmak için de vardır.
Bu işin bir de görünmeyen ama çok derinden hissedilen bir boyutu var: Görüntü ve ses sistemleriyle geçimini sağlayan esnaflar. Bugün araçlara takılan ses ve görüntü sistemleri, vergisi ödenerek, KDV’si yatırılarak, faturası kesilerek raflara giriyor. Devletin vergi alarak “yasal” kabul ettiği bir ürünün, kullanım alanının bir anda neredeyse tamamen yasaklanması, hem mantıksal bir çelişki hem de ekonomik bir yıkım oluşturuyor. Bir tarafta “Vergini öde, yasal ticaret yap” diyen bir sistem; diğer tarafta “Bu ürünü sattığın kişilerin kullanması halinde astronomik cezalar uygularım” diyen bir uygulama. Bu ikilemde arada kalan ise ne yazık ki evine ekmek götürmeye çalışan esnaf oluyor.
Düşünün, aracında kaliteli bir ses sistemi olan biri var. Kapalı camlar, makul ses seviyesi, kimseyi rahatsız etmeden, trafikte kendi halinde müzik dinlemek istiyor. Peki kimseyi rahatsız etmeyen, çevreye gürültü kirliliği yaratmayan bir müziğin kime ne zararı olabilir? Sorun; ölçüsüz, abartılı, çevreyi rahatsız eden kullanımda ise, cezalar da buna göre şekillendirilmeli. Yoksa her ses sistemini “potansiyel suç unsuru” gibi görmek, teknolojiyi ve ticareti cezalandırmaktan başka bir anlama gelmez. Bugün sosyal medyada ya da haberlerde, stoktaki ürünlerini parçalayan, dükkânındaki sistemleri söken, “Biz bu kadar ürünü ne yapacağız, evimize ekmeği nasıl götüreceğiz?” diye isyan eden esnafların feryadı, sadece bir sektörün değil, adalet duygusunun da çığlığıdır.
Tam da bu yüzden, yetkililerin hem APP plaka ve plakasız araç cezalarını, hem de ses/görüntü sistemleriyle ilgili yaptırımları yeniden, kapsamlı ve adil bir bakış açısıyla gözden geçirmesi şart. Cezalar elbette olmalı; ama orantılı, mantıklı, toplumsal gerçeklikle uyumlu olmalı. Vatandaşa geçiş süresi tanımayan, esnafı yok sayan, aynı fiile aşırı ağır bedeller yükleyen bir düzen, uzun vadede saygı duyulan bir hukuk düzeni yaratamaz. Gerçek adalet; hem trafikteki can güvenliğini koruyan, hem vatandaşın nefes almasına izin veren, hem de vergisini ödeyerek çalışan esnafın emeğini yok etmeyen dengeli bir sistemle mümkündür. Şimdi ihtiyaç olan, tam da bu dengeyi kuran cesur ve vicdanlı bir düzenlemedir.
Kalın sağlıcakla


