Salı günü Değirmendere’de kurulan, her hafta insan seliyle dolup taşan o pazar… Salı pazarı… Bu kez bambaşkaydı. Ne tezgâhların önünde alışveriş telaşı vardı ne de pazarcıların o alıştığımız sesleri. Bazı tezgâhlar hiç açılmamış, açılanların önünde ise tek tük müşteri… Sanki pazar değil, terk edilmiş bir alan gibiydi. Bu sessizlik, aslında yüksek sesle bir şey söylüyordu: “Artık kimsenin alım gücü kalmadı.”
Tezgâhlara yaklaşınca sessizliğin sebebi daha iyi anlaşılıyordu. Kabak 299 TL, brokoli 250 TL, domates 200 TL… İnsanın diline istemsizce şu soru düşüyordu: “Biz nerede yaşıyoruz, bunlar nasıl fiyatlar?” Bir zamanlar en mütevazı sebzeler saydıklarımız, bugün lüks ürünlere dönüşmüş durumda. Vatandaş filesini doldurmayı bırak, temel ihtiyacını bile düşünerek alıyor artık: “Alsam mı, almasam mı? Bu hafta idare eder miyiz?”
Meyve tezgâhlarının orası ise adeta görünmez bir duvarla çevrili gibiydi. Kimse yaklaşamıyor, sadece uzaktan bakıyordu; sanki bir film sahnesi izler gibi. Önceden akşamüstü olunca fiyatlar biraz düşer, imkânı kısıtlı olanlar saat beklerdi. “Akşama gidelim, daha uygun olur” cümlesi birçok evin ortak planıydı. Şimdi ise sabah da akşam da etiketler neredeyse aynı; ne saat fark ediyor ne gün. Zaman değil, umut ucuzlamış sadece.
Bu gidişatın sofralara yansıması da ağır oluyor. Sofradan eski dostlar tek tek ayrılıyor misali… Bugün patlıcanı listeden çıkarıyoruz, yarın domatesi, öbür gün biberi. Bir zamanlar en sıradan yemekte bile baş köşede olan bu sebzeler, şimdi lüks misafir muamelesi görüyor. Artan maliyetler, yakıt, kira, aracılar, üreticinin belini bükerken; maaşı yerinde sayan vatandaşın da sofrasını küçültüyor. En çok da dar gelirlinin tenceresinde yankılanıyor bu krizin sesi.
Değirmendere Salı pazarında yaşananlar, yalnızca bir semt pazarının hikâyesi değil; ülkenin mutfağına düşen gölgenin fotoğrafı. Eğer bu gidişe “dur” denmezse, sofralarda sadece ekmek ve çay kalmış bir geleceğe uyanmamız işten bile değil. Bugün pazarda filesini dolduramayanların, yarın temel gıdaya erişememe kaygısı büyüyor. Belki de artık şu soruyu yüksek sesle sormanın zamanı geldi: “Bir ülkenin gerçek refahı, pazar tezgâhında ve sofradaki tabakta okunmuyorsa nerede okunur?” Çünkü bu soruya verilecek samimi bir cevap bulunmadıkça, pazarlardan daha çok dost uğurlayacağız sofralarımızdan.
Kalın sağlıcakla

