Hintliler karanlık bir ahıra bir fil koyup o güne kadar hiç fil görmeyen insanlara onu göstermek istediler.
Fili görmek için o karanlık yere birçok insan toplandı. Fakat filin bulunduğu yer o kadar karanlıktı ki hiçbir şey görünmüyordu. Onun için insanlar file elleriyle dokunmaya , ellerini filin vücuduna sürmeye başladılar.
Bunlardan biri filin hortumuna dokundu ; dışarıya çıkınca sorduklarında :
“Fil bir oluğa benzer , bir oluktur” dedi.
Başka biri filin kulağına dokunduğunda o da :
“Fil bir yelpazeye benzer” dedi.
Bir başkası filin ayağını tuttu :
“Fil bir direğe benzer” dedi.
Filin sırtına dokundu :
“Fil bir padişah tahtına benziyor” dedi.
Böylece herkes filin neresini tuttuysa fili öyle sandı ve ona göre anlatmaya başladı. Her birinin anlattığı başka başkaydı.
Yaşadığımız olayları değerlendirmemizde yaşadığımız çevre, yetiştiğimiz aile, aldığımız eğitim, yaptığımız meslek, yaşadığımız olaylar önemli bir yer tutar.
Bu farklılıklardan dolayı insanlar olayları kendi bakış açılarına göre değerlendirirler.
Bir bütünü parçalar oluşturur ; her insan bir bütünün farklı parçasını görebilir, bu onun bilgi ve tecrübesine göre değişir. Her parça doğru tanımlanmakla birlikte bütünü tanımlamaz.
Bütünü kavrayamamış insanların düşünceleri, inançları ve yaptıkları kendilerine doğru görünse de aslında yanlış yapabilirler.
Her insan gerçeği, kendi bakış açısıyla değerlendirir, kendini haklı görür ve fikirlerini sabitleştirirse inancıda o doğrultuda olmaya başlar ve yanlışa gidebilir.
Yapmamız gereken , sadece insanların olayları nasıl değerlendirdiğine değil, bunları hangi kriterlere göre değerlendirdiğine bakmak ve onların bakış açılarını anlamaya çalışmaktır.
İnsanların olayları değerlendirirken en önemli referansları yaşadıkları tecrübeleridir.
Peki bu hikayede gerçek ne ?
GERÇEK FİLİN TAMAMIDIR… (Alıntı)
Sevgiyle kalın…