Kentsel dönüşüm, çoğu zaman sadece yıkılan binalar ve yükselen yeni bloklardan ibaret sanılıyor. Oysa Gölcük’te yaşanan süreç, bundan çok daha fazlası… Bu şehir, ana deprem kuşağında, fay hattının üzerine kurulmuş bir ilçe olarak yıllardır yüreğinde bir tedirginlik taşıyordu. Bugün D-130’dan geçen herkesin merakla “Acaba bugün ne değişmiş?” diye baktığı o binalar, aslında bir ilçenin zihnindeki deprem korkusunun yavaş yavaş yerini güven duygusuna bırakmasının sembolü. Sabırla bekleyenler için artık somut bir sonuç var: Ayakta kalmayı değil, güvenle yaşamayı hedefleyen bir Gölcük.
Elbette herkesin gözü sonuçta: Yeni binaların rengi, mimarisi, eski evlerle kıyaslandığında yarattığı duygular… Kimi “Benim eski evim daha güzeldi” diyor, kimi yeni yapıların estetiğini tartışıyor. Fakat unutmamak gerekir ki, asıl mesele duvardaki boya değil, o duvarın bir sonraki sarsıntıda ayakta kalıp kalmayacağıdır. D-130’un alt tarafında, fay hattının üzerindeki bir bölgenin artık deprem korkusunu daha az hissedecek olması, bu projenin en büyük kazanımıdır. Geçtiğimiz aylarda belirlenen yeni kentsel dönüşüm bölgesi ve yakında yıkılması beklenen, D-130’un kenarındaki eski binalar da bu dönüşümün devam edeceğinin işaretidir. Denizevler’le başlayan, Sanayi bölgesiyle süren ve şimdi ilk etabı tamamlanan bu hamlenin, Gölcük’ün geleceği için durmadan devam etmesi gerekiyor.
Dışarıdan bakıldığında “Ne var bunda, bina yapmışlar işte” demek kolaydır. Fakat Türkiye’nin dört bir yanında kentsel dönüşüm için sıra bekleyen il ve ilçeler varken, Gölcük’te bu kararı almak, Ankara’da kapı kapı gezip izin ve kaynak aramak, her bir aşamada ayrı bir mücadele gerektiriyor. Mehmet Ellibeş döneminde proje olarak şekillenen bu hayal, Başkan Ali Yıldırım Sezer’in yıllara yayılan ısrarlı takibiyle ete kemiğe büründü. Kimilerinin “iş beğenmeyip” eleştirdiği ortamda, Sezer’in Ankara’da her defasında yeniden derdini anlatması, ikna etmesi, beklemesi ve vazgeçmemesi aslında bu binaların görünmeyen harcı oldu. Kentsel dönüşüm, onun için sadece bir proje değil, “Ne yaptı?” diye soranlara verilebilecek somut, dev bir cevaptır.
Bu hikâyenin arka planında, isimleri manşetlere büyük harflerle yazılmasa da, etkisi çok güçlü olan başka emekler de var. Kemal Kahraman gibi, bu sürecin görünmez ama etkili aktörleri… Yıllar içinde Mehmet Ellibeş, Ali Yıldırım Sezer ve Kemal Kahraman’ın sadece bu iş için kaç kez Ankara’ya gidip geldiğini, kaç kapıyı çaldığını kimse tam olarak bilmiyor. Ama ortada inkâr edilemeyecek bir gerçek var: Zor olan başarılmış, Gölcük’ün bir bölümü hem görüntü olarak hem de yaşam standardı bakımından bambaşka bir seviyeye taşınmıştır. Bu, tesadüf değil; plan, ısrar, sabır ve emek ürünüdür.
Bugün Gölcük’te yükselen bu yeni binalar, aslında bir dönüm noktasının ilanıdır. “Biz bu acıyı unutmayacağız ama aynı acıyı bir daha yaşamamak için gerekeni yapacağız” diyen bir iradenin, betona ve çeliğe dönüşmüş hâlidir. Elbette eksikler, tartışılacak yönler, geliştirilecek alanlar olacaktır; bu da sürecin doğal parçası. Ama bütün bunların ötesinde, korkunun yerine güveni, umutsuzluğun yerine geleceğe dair inancı koyan her adım alkışı hak ediyor. Emeği geçen herkes, sadece bina değil, insanların içine biraz daha huzur, biraz daha cesaret inşa etti.
Kalın sağlıcakla…