Ulusal haberlere baktığımızda, “65 yaş üstüne doğal gazda muafiyet” gibi cümlelerle karşılaşınca insan ister istemez büyük bir indirim, hatta belki de sembolik fatura tutarları bekliyor. Oysa işin perde arkasına baktığımızda görüyoruz ki anlatılanla sunulan arasında ciddi bir makas var. Gerçekte yapılan, sadece güvence bedelinden muafiyet ve bazı abonelik işlemlerine kredi kartına taksit imkânı getirilmesinden ibaret. Yani günlük hayatta faturayı öderken hissedilecek köklü bir rahatlama değil, daha çok kâğıt üzerinde güzel duran sınırlı bir kolaylık söz konusu.
Üstelik bu “muafiyet”ten yararlanmak için yalnızca 65 yaşında veya üzerinde olmak da yetmiyor; gelir durumunuzun da belirli kriterlerin altında olması gerekiyor. Yani hem yaşlı, hem düşük gelirli, hem de belirlenen şartlara birebir uyan bir profile sahip olmanız bekleniyor. Böyle olunca, medyada geniş yer bulan bu “müjde”, aslında oldukça dar bir kesime hitap eden, etkisi sınırlı bir uygulamaya dönüşüyor. Oysa haber dili, sanki bütün 65 yaş üstü vatandaşların doğal gaz yükünün ciddi şekilde hafifleyeceği izlenimini veriyor.
Bugünün ekonomik koşullarında sabit gelirle geçinmeye çalışan emekliler için en büyük yüklerden biri, her ay düzenli gelen doğal gaz, elektrik ve su faturaları. Sadece güvence bedelinden muaf olmak, bu yükün gerçek ağırlığını hafifletmeye yetmiyor. Asıl ihtiyaç, özellikle 65 yaş üstü ve düşük gelirli vatandaşlar için doğrudan faturaya yansıyan, anlamlı ve hissedilir oranlarda indirim yapılması. Çünkü mesele, bir kereye mahsus ya da başvuru esnasında sağlanan bir kolaylıktan çok, her ay yeniden kapımıza dayanan zorunlu ihtiyaçların maliyetini insanileştirmek.
Üstelik adaletli bir sosyal politika, indirimi yalnızca yaşa değil, aynı zamanda gelir durumuna da bağlamalı. Yani sadece 65 yaş üstü değil, belirli bir gelirin altında maaş alan herkes için doğal gazda, elektrikte ve suda indirim uygulamak, hem daha kapsayıcı hem de daha vicdani olur. Temel ihtiyaç olan ısınma, aydınlanma ve temiz suya erişim, lüks değil, en temel insan hakkı kabul edilmeli. Devletin ve yerel yönetimlerin görevi, özellikle kırılgan grupların bu haklara ekonomik bariyerler nedeniyle erişememesini engellemek olmalı.
Bu nedenle, “65 yaş üstüne büyük avantaj” gibi abartılı ve yanıltıcı başlıklar atmak yerine, gerçeği olduğu gibi anlatmak, toplumda beklentiyle hayal kırıklığı arasındaki uçurumu azaltır. Eğer gerçekten bir müjdeden söz etmek istiyorsak, o müjdenin faturaya bakan herkesin kalbini biraz olsun ferahlatması gerekir. Gelir durumuna göre kademeli indirimlerin uygulandığı, yaşlıların ve düşük gelirli vatandaşların temel ihtiyaçlarda korunduğu bir sistem, hem sosyal adaletin gereği hem de toplumsal dayanışmanın en somut göstergesi olacaktır. Aksi hâlde, manşetler büyürken, vatandaşın cebindeki umut her ay gelen faturayla biraz daha küçülmeye devam edecek.
Kalın sağlıcakla