TENEKE EVLERDE ALTIN YÜREKLİ İNSANLAR...
Gölcük’ün en eski mahallelerinden biri olan Teneke Mahallesi, belki şehir planlarında küçük bir yer kaplıyordu ama insanların yüreğinde koca bir dünya demekti. Evler tenekeden, sokaklar çoğu zaman çamur içindeydi belki ama orada büyüyenlerin anlattığı hikâyeler tertemiz bir çocukluğun, saf bir gençliğin izlerini taşıyordu. Rahmetli babam da yıllar boyunca o günleri gözleri dolarak, yüzünde mahzun ama gururlu bir gülümsemeyle anlatırdı. Bizler, o günleri hiç yaşamamış olsak da, dinleye dinleye sanki o sokaklarda koşmuş, o kapı önlerinde oturup çay içmiş, o dostluğu solumuş gibi hissederdik.
Teneke Mahallesi, yoksulluğun değil, gönül zenginliğinin adıydı aslında. Orada dostluklar menfaatle değil, ekmeği bölüşmekle ölçülürdü. Kimsenin kapısı kimseye kapalı değildi; bir evde tencere kaynıyorsa komşunun da nasibi vardı. İnsanlar kendilerini güvende hissederdi, çünkü bilirlerdi ki düştüklerinde elinden tutan bir komşu, bir arkadaş, bir “abi” mutlaka olurdu. Mahallenin tenekeden oluşu, içindekilerin kalplerinin altın gibi parlamasına engel olmamış; aksine o zor şartlar, insanları birbirine daha sıkı bağlamıştı. Bugün özlemini çektiğimiz samimiyet, işte o dar sokaklarda, o mütevazı evlerin arasında yeşermişti.
Yıllar geçti, zaman aktı; kimileri aramızdan ayrıldı, kimileri yaşlandı, kimileri çocuklarıyla torunlarıyla hayatına devam etti. Ama Teneke Mahallesi’nin ruhu, insanların yüreğinde yaşamaya devam etti. Rahmetli babamın, Metin Safkan’ın, lakabıyla bilinen İlyas abi ve daha nice isimsiz kahramanın çabasıyla, bir zamanlar aynı sokakları paylaşan insanlar yeniden tek çatı altında toplanabildi. Teneke mahallelerin birleşmesinde, babamın ve arkadaşlarının ortaya koyduğu emek, aslında geçmişe verilen bir vefa, çocukluğa ve gençliğe uzatılan bir selamdı. Zaman insanları dağıtsa da, hatıralar onları yeniden bir araya getirmeyi başardı.
Değirmendere’deki Baraka Cafe’de düzenlenen iftar yemeği, bu vefanın en güzel örneklerinden biriydi. Ben Teneke Mahallesi’nde büyümemiş olsam da, rahmetli babamın anlattıklarıyla hep oranın bir parçası gibi hissettim kendimi. İftara aileyi temsilen katıldığımda, tanıdığım da vardı, ilk defa gördüğüm de. Fakat ne zaman “Ben Nurettin Şenemre'nin oğluyum.” desem, gözleri dolan, sesi titreyen, babamla ilgili anılarını anlatırken duygulanan insanlar oldu. Her bir hatıra, babamla ilgili gururumu bir kez daha büyüttü. O akşam, kaybettiklerimiz için yapılan saygı duruşu ve okunan Fatiha, sadece isimlerini andığımız insanlara değil, bir dönemin ruhuna da gönderilen bir dua gibiydi.
Geceyi düzenleyen Metin Safkan abimin “Teneke mahalleliler olarak sık sık bir araya gelmek istiyoruz ama her zaman mümkün olmuyor.” sözleri, aslında hepimizin içindeki özlemi özetliyordu. Buna rağmen Ramazan’dan sonra güzel bir kahvaltıda yeniden buluşma sözü verildiğinde, içimde tarif edemediğim bir sevinç hissettim. Çünkü ben, böyle güzel bir mahallenin, kıyısından köşesinden de olsa bir parçası olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Dediğim gibi, evler tenekeden olabilir; ama içinde yaşayan insanlar gerçekten pırlanta gibi. Teneke Mahallesi, bize bir gerçeği hatırlatıyor: Önemli olan duvarların neyle yapıldığı değil, içindeki kalplerin nasıl attığıdır. Ve o mahallede, kalpler hep aynı ritimde, aynı samimiyetle atmaya devam ediyor.
Kalın sağlıcakla