Altın, bu topraklarda sadece bir yatırım aracı değil; güvencenin, emeğin, hatta hatıraların simgesi. Altının yükselişiyle birlikte vatandaş yine bildiğini yaptı ve yastık altını doldurmaya devam etti. Ancak son günlerde kulislerde dolaşan “altına barkod” iddiaları, bu kadim geleneğin köküne dokunabilecek türden. Söylenene göre, yastık altındaki altınların bile barkod sistemiyle takibe alınacağı, nakit alışverişlerin önüne set çekilerek tüm işlemlerin banka sistemi üzerinden yürütülmesinin hedeflendiği konuşuluyor.
Barkod sistemi ilk bakışta “düzen, güvenlik, şeffaflık” gibi olumlu kavramlarla süslenebilir. Fakat madalyonun diğer yüzünde çok daha kritik sorular duruyor: Barkodlama işlemi kime, ne kadar ek maliyet getirecek? Bu masrafı kim üstlenecek? Barkodu olmayan altınların “geçersiz” sayılacağı, yani resmi sistemde işlem göremeyeceği iddiası doğruysa, yıllardır biriktirilen bilezikler, çeyrekler, cumhuriyetler neye dönüşecek? Bir gecede, insanların en güvendiği birikim aracı, kâğıt üzerinde “yok” sayılabilir mi?
Toplumun zihninde beliren en çarpıcı ihtimallerden biri de şu: “Ben altınımı barkodla tescil etmek istemiyorum” diyen vatandaş, mecburen elindekini kayıtlı sisteme sokmak isteyenlere ya da fırsatçılara yarı fiyatına satmak zorunda kalabilir. Çünkü kayıtsız altın, resmi ekonomide dolaşamayan, değeri kâğıt üzerinde düşürülmüş bir mala dönüşebilir. Böyle bir senaryoda kazanan, altını ucuza toplayan sermaye çevreleri olurken; kaybeden, yine dar gelirli, yine tasarrufunu altına güvenip yıllarca dişinden tırnağından artıran sıradan vatandaş olur.
Üstelik altının barkodlanması, sadece ekonomik değil, psikolojik bir kırılmayı da beraberinde getirebilir. Yastık altındaki altın, bu toplumun “özgürce tasarruf etme” duygusunun da bir parçası. İnsanlar resmi kayıtlara girmeyen bu birikimle kendilerini daha güvende hissediyor. Bugün barkodla altın izlenir, yarın eldeki diğer varlıklar ne kadar izlenir, bu sorunun cevabı zihinleri meşgul ediyor. Devletin güvenlik ve kayıt altına alma argümanları ile vatandaşın mahremiyet ve özgür tasarruf hakkı arasındaki gerilim, önümüzdeki dönemin en hararetli tartışmalarından biri olmaya aday.
Son söz şu: Altının gram fiyatından çok, artık özgürlüğünün ve gizliliğinin değeri konuşuluyor. Barkodlu altın dönemi gelir mi, gelirse hangi kurallarla gelir, henüz net değil. Ama bir gerçek var ki; atılacak her adım, sadece piyasaları değil, toplumun devlete duyduğu güveni de derinden etkileyecek. Yastık altındaki sessiz altınların, yarın nasıl bir düzenin parçası olacağını hep birlikte göreceğiz.
Kalın sağlıcakla